| |
A-.ÇAĞDAŞLIK VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM:
Çağdaş eğitim, çağın koşullarına uygun düzenlemelerle olasıdır. Bu
amaçla dünyanın, ülkelerin , bölgelerin , hatta illerin koşullarına ve
ihtiyaçlarına uygun düzenlenen, üretken bireylerin yetişmesini
gerçekleştiren eğitimin üretime, bireyin ve toplumun gelişimine katkı
sağladığı oranda çağdaş olabileceği tartışılmaz bir
gerçekliktir.
Mustafa Kemal Atatürk, 1924’ lü yıllarda çağdaşlığın önemini
şu sözleri ile dile getiriyordu.
“Uygarlık öğle kuvvetli bir ışıktır ki, ona aldırış
etmeyenleri yakar ve yok eder.”
“Yaptığımız
ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyetini tamamen
modern, bütün anlam ve şekilleriyle uygar ve sosyal bir toplum haline
ulaştırmaktır.”
Diyerek, kendilerinin cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş
açılımlar yapılmadığında ülkemizin ne kadar büyük güçlükler,zorluklar
ve sıkıntılar çekeceğine dikkat çekerek; o yıllar da bunun önlemlerini
alarak çağdaş devrimleri gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca
modern ve uygar bir toplum haline gelmenin,uygar ülkeler seviyesine
ulaşmanın çağdaşlaşmadan geçtiğini vurgulamıştır.
Çağdaşlaşmanın yolu ise önce çağdaş ve demokratik
eğitimden geçmektedir.
Çağdaş bir eğitim,demokratik, laik ve yasalara, çocuk ve insan
haklarına dayalı, eğitimin bizzat içinde olan bireylerin ilgi, istek,
yeteneklerini, gelişim dönemlerinin özelliklerini , bireylerin ve
toplumun ihtiyaç ve beklentilerini karşılayabilen; eğitilen den
eğitene kadar birinci derecede, eğitimde söz sahibi olanlar ile
eğitimle ilgisi bulunan sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılımı
ile çağın teknolojilerinden en üst düzeyde yararlanıldığı, bireylerin
kendini sürekli yenileyip, geliştirdiği, hem bulunduğu güne, hem de
geleceğe katkı sağladığı ekip çalışmaları ile düzenlenip , uygulandığı
sürece çağdaş bir eğitimdir.
Bireylerin demokratik karaktere sahip olarak
yetiştirilmeleri esas alınmalıdır.
Çocukluğun, ergenliğin her dönemin gelişim özelliklerine uygun ve
bu dönemler de kazanabilecekleri davranışlarla ilişkili olumlu
davranışları kazandırıp geliştirecek şekilde
düzenlenmelidir.
Her bireyin doğuştan getirdiği potansiyel ve sonradan
kazanmış olduğu hali hazırdaki özelliklerini ve bireysel
farklılıklarını; diğer değişle bireyin tüm özelliklerini dikkate
alacak şekilde düzenlenmelidir.
Çağdaş eğitimde,
çağın bilimsel ve teknolojik gelişmeleri dikkate alınarak, uygun
düzenlemeler yapılmalıdır. Çağdaş bireylerin yetiştirilmesi
esas alınmalıdır. İnsanın çağdaş yetiştirilip,
çağdaş birey olarak davranış kazanması için, demokrasiyi ve insan
haklarına inanan, özümseyen ve uygulayan, ülkesinin çıkarlarını kendi
çıkarından önce sayan, koruyup, gözeten, ülkesini seven,demokratik,
laik,sosyal ve hukuk devleti ilkelerini benimseyen, Atatürk’ ü
görüşlerini, ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen, bilimsel ve
hür düşünce gibi erdem olan davranışları kazanmış ve eyleme
dönüştüren üretken ve verimli bireyler olarak yetişmeleri
hedeflenmelidir.
Ancak ve ancak, çağdaş ülkeler seviyesine; hatta daha üstüne
çıkmamızı engelle yen, iç ve ağırlıklı dış düşmanların tutum ve
engellemelerinden kaynaklandığı,Bizlerin çağdaşlaşmanın yolunun batı
uygarlığından geçtiğini, bu amaçla öncelikli olarak insanlarımızın
eğitiminin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasının gelişmemizdeki
gerekliliğini çok iyi bilmekteyiz. Bu konuda eğitimimizi çağdaş
ülkelerde uygulanan çağdaş bir yapıya kavuşturmak ve ilk adımı atmak;
çağdaşlaşmanın ilk ve en önemli adımı olacaktır. Bu konuyu, Atatürk’ün
bir söylevi ile vurgulayıp, kapatmak istiyorum.
“ Biz daima, Doğudan batıya yürüdük. Eğer bu son
yıllarda yolumuzu değiştirdikse itiraf etmelisiniz ki, bu bizim
hatamız değildir. Bizi siz zorladınız... Ülkemizi yenileştirmek
istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye’ de modern, binaenaleyh batılı
bir hükümet meydana getirmektir. Uygarlığa geçmeyi isteyip’ de, Batı’
ya yüzünü dönmemiş ulus hangisidir.”
Atatürk o yıllarda çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığından geçtiğini vurgulamıştır. Yine sürekli çağdaş gelişmelere uygun
düzenlemelerin yapılmasının gerekliliğini , çağdaşlaşmada kararlı
olunmasını şu sözleri ile belirtmektedir.
“Türk ulusunun kesin kararı, uygarlık yolunda
durmadan, yılmadan ilerlemektir. ”
B-DEMOKRATLIK–DEMOKRATİKLİK: Demokratik rejim; siyasal, ekonomik
ve sosyal eşitliklerin bulunduğu,demokrasiyi tüm yönleriyle benimsemek,
demokrasinin kurallarına uygun davranışlarda bulunmak, özümsemek,
düşüncede ve uygulamada göstermek ne derecede gerçekleşiyorsa; o
derecede demokratik olunabilir.
Demokratlık, demokrat bireyler ülkesini sadece siyasi, hak ve
özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar.Ekonomik bakımdan,seçme ve
seçilme,kanun önün de,kendi düşüncelerini söz veya yazı ile ifade etmede
vb. tüm kuralları ile eşitliğini savunmaktır. Çıkarılacak yasalarda yer
alması çoğu kez anlam ifade etmemektedir. Asıl önemlisi herkese eşit
olarak uygulayarak bütün savunulanları hayata geçirmektir.Diğer değişle
bunu söylemesi, savunması ve yasalarda yer alması yetmez.Her birey
tarafın dan konumu, statüsü ne olursa olsun yasalara uygun eşit
uygulamalar ile o ulusun, o toplumun tüm bireylerinin yaşam felsefesi
ve biçimine dönüştürmesi ile demokrasinin gerçekleşmesi olasıdır.
Atatürk,
“Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır”
derken eğitimin sosyal, kültürel gelişmelerde en önemli ve gerekli bir
işlev olduğunu vurgulamıştır.
En çağdaş yönetim biçimi demokrasidir. Bu nedenle bir ülkedeki
tüm bireylerin demokrat olabilmesi için öncelikle o ülkenin siyasal
sistemini çağdaş ve kendine özgü kültür değerleri üzerine temellenmesi
gerekmektedir . Demokratikliği gerçekleştirmesi ise ancak o ülkedeki
bireylerin çağdaş ve demokratik eğitimi ile olasıdır.
Demokrasinin ve ulusal egemenliğin gerekliliğini ve önemini şu
sözleri ile dile getirmektedir.Atatürk aslında demokrasinin ve ulusal
egemenliğin korunmasının insanların bu konuda demokratik eğitimi ile
gerçekleşeceğini belirtmektedir.
“ Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını
sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir. Demokrasi ilkesi, egemenliğini
kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak ulusun egemenliğine sahip
olmasını ve sahip kalmasını gerektirir.”
Çağdaş-demokratik,özgürlükçü toplumlarda,devletin temel
görevi bireylere hizmet etmektir.
Devletin temel görevlerinden birisi olan bireylere
hizmet etmek eğitim açısından ele alındığında; ülkenin çağdaş
uygarlık düzeyine erişmesi, gelişip, kalkınması, evrensel değerleri
kazanıp, benimsemesi için bireylerin eğitimi olmazsa olmaz bir koşul
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hasan
Ali Yücel’ in Hürriyet Gene Hürriyet adlı
eserinde,
“Ben varım her şey
bende var olacaktır.” Dediği
nispette devlet milletin olur. Milletin olmayan, olamayan devletler
yıkılmaya mahkumdurlar...“
Devlet milletin şahlanmış iradesidir.”
Sözlerini söylemesinden bir yıl önce Atatürk , kurduğu hükümetin
demokratik bir sisteme sahip olmasını söylemekten çekinmemiştir. Çünkü
kendisinin ana düşüncesi her şeyin milletten geldiği gerçeğidir.
Türk Toplumunun sağlıklı bir yapıya kavuşması, kalkınıp –
gelişmesi için öncelikli olarak çağdaş ve demokratik hukuk
devleti özelliklerine tam olarak sahip olması, insan hak ve
hürriyetlerini bilip, koruyup, uygulaması ve benimsemesi için
ülkemizde çağdaş-demokratik bir eğitim sistemine geçişle olasıdır.
Eğitimde yeniden yapılanmayla ilgili direnmelere, tutuculuğa
son verilmeli, en kısa sürede yeniden yapılanma yönündeki
engelleri ortadan kaldırıcı yasal düzenlemeler
gerçekleştirilmelidir.
Avrupa Birliğine giriş sürecinde, Avrupa ile entegrasyon
için çağdaş yeniden yapılanmalara gidilmesi kaçınılmaz olmuştur.
Cumhuriyet ’e geçiş sürecinde Atatürk ’ün eğitim alanında yaptığı
devrimler ile çağa uygun yapılanmalara ışık tutarak yol
göstermiştir. Bizler bu ilke devrimlerin takipçileri olmalıyız
!...
Atatürk Cumhuriyeti’nin Gençleri ! Ülkenin yılmaz bekçileri
! Atatürk ’ün bize emanet ettiklerinin takipçileri olarak; Onun
ilelebet kalbimizde yaşaması ve mezarında rahat uyumasını
istiyorsak, bize emanet ettiği T. C.nin gelişmesini sağlayacak;
çağdaş bir eğitim uygulamasına daha fazla geç kalmadan yasal
düzenlemelerini gerçekleştirip, biran önce geçmemiz zorunlu hale
getirmiştir.
Çağdaş yapılanmaya gidemeyen ulusların , kalkınması, büyüyüp
gelişmesi ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması olanaksız hale
gelmiştir.
Demokratik Yönetim: Siyasal, ekonomik ve sosyal vb.
eşitliklerin bulunduğu, uygulandığı, yaşandığı, korunduğu; demokrasinin
tüm kurallarını çeşitli yönleri ile benimsendiği yönetimde, uygun
davranışları yaşam felsefesine ve biçimine dönüştüren herkes
demokrattır. Demokratik davranıyordur...
Demokrat insanlar, ülkesini sadece siyasi hak ve
özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar. Seçme, seçilme, kendi
düşüncelerini söz ve yazı ile ifade etme, kanunlar önünde eşit
tutulma, ekonomik açıdan ülke gelirlerinden eşit yararlanma vb.
ülkemizde yaşayan her bireyin eşit olmasını savunup, uygulamada
hayata geçmesini sağlamak ister ve hedeflerler.
Demokratik karakter : İnsan için erdem olan
davranış ve özelliklere sahip olmak kendi tekellerinde değildir. Her
insanın hakkıdır.
Bireyleri değerlendirirken ırk, renk, dini inanç, yaş, milli yada
etnik köken, sosyal ve ekonomik farklılıklardan dolayı ayrım
yapılmamalıdır. Yalnız insan olduğu için değerlidir koşulu gerekli ve
yeterli koşul olmalıdır.
İnsana insanca,insana yaraşır gerekli önem ve değer;ayrım yapılmadan ve
koşulsuz verilmelidir. Demokratik karaktere sahip birey bu özellikler
dışında her eleştiriye açıktır. Her bireyin bireysel özelliklerine
göre öğrenebilecekleri bir şeyler olacağını kabul ederler. (Empatik
Yaklaşım) Savunucuğa yol açan yargısal iletişimi değil, açık
iletişimi kullanırlar. Akılcı düşünürler, diğer deyişle bilimin
ilke ve yöntemlerini kullanırlar.Değişime kapalı değil, açıktırlar.
Geliştirici, sorun çözücü, uyum sağlayıcı, iş doyumuna ulaşıcı,
özverili, kararlı ve sabırlı üretime yönelik
düşünürler.
Bilimsel düşünmenin temelini merak, araştırma, inceleme,
gözlem, deney ve kazandığı bilgileri kullanma,sorgulama oluşturur.
Gelişim dönemlerinde her döneme özgü bu özelliklerin bilinerek olumlu
davranışlara dönüştürülmesi esas alınmalıdır.
C- ATATÜRKCÜLÜK: Atatürk’ ün Türk Toplumunu esaretten
kurtardıktan sonra, Cumhuriyet Yönetiminin yerleşmesi ve ülkemizi çağdaş
ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmak için ortaya koyduğu, düşünce,
görüş, ilke ve devrimleri için gösterdiği çabaların ve yaptığı
uygulamaların tamamına Atatürk’ün düşünceleri diyebiliriz.
Atatürk bu düşüncelerinin ileriki zamanlarda hayata geçirilmesi görevini
Türk Çocuklarına ve Türk Gençliğine manevi miras olarak
bırakmıştır.Bizler Atatürk’ün bu yüce emanetlerine sahip çıkmak ve
ülkemizin kalkınıp gelişmesini sağlamak için önce cehaleti yenmemiz
gerekmektedir.Toplumumuzun ilerleyip kalkınmasına engel teşkil eden
köleliği, bölünüp, parçalanmayı, cehaleti, yobazlığı, bağnazlığı,geriye
dönüşü vb. çağdaşlaşmanın ve gelişmenin önündeki engelleyici unsurlarla
hep mücadele etmeliyiz.Bu nedenle çağdaş bir eğitim sisteminde
Atatürk’ün düşünce görüş ve ilkelerinden mutlaka yararlanmamız
gerekmektedir.Geçmişte ve günümüzde ezilen ulusların bağımsızlık ve
gelişmesi yolunda esin kaynağı olan bu düşüncelerin en büyük rehberimiz
olması gerekmektedir.
Atatürk’ün ilke ve devrimleri, O Eşsiz İnsanın görüş ve
düşünceleri her zaman bizim aydınlanma ve kalkınma yolunda ışığımız ve
aydınlatıcımız olmuştur. Olmalıdır!...
Bu
amaçla eğitim sisteminin düzenlenmesinde ve eserimin her bölümünde onun
ilkelerini, düşüncelerini ve söylevlerini dile getirdim.Yine örnek
almamız gereken bazı konuları bu bölümde dile getirmek istiyorum.
“ Hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız tek bir şeye
ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı tetkik
edersek, temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık
keşfedemeyiz.Hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı
suretle tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır.Servet ve onun
tabii sonucu olan refah ve saadet, yalnız çalışkanların
hakkıdır.”
Eğitim sistemimizde alınan kararların geciktirilmesi,
çağdaş ülkeleri gerilerden izlememiz, insanlarımızın bireysel
ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi yerine, diplomalı işsizler ordusu
yaratmamız vb. sorunlar hep bu hastalığımızdan kaynaklanmaktadır. Bu
hastalığımızın ortadan kaldırılması “Çağdaş ve Demokratik Eğitim
Dizgecine” en kısa sürede geçerek üreterek ve çalışarak, ülkesine
katkıda bulunacak insanların yetiştirilmesi ilk adım olarak
hedeflenmelidir.
“
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak
için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker
ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.Bu iki
ordunun her ikisi de hayatidir, kıymetlidir ve yücedir.”
Atatürk ülkemizin ilk öğretmenlerine ilk seslenişinde,
ulusal egemenliğimizin ve ülkemizin korunmasında birinci ordunun ,
ülkemizin gelişip, kalkınmasında ve geleceğinin şekillenmesinde ikinci
ordunun ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Yine Atatürk 29 Ekim
1933 ‘te Cumhuriyetimizin 10. yıl dönümünde gelişmiş ülkelerin gerisinde
kalmamak ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmanın,
birlik ve beraberlikle yani katılımcılık anlayışı ile, azimle çalışarak;
herkesin üzerine düşen görev ve sorumluluğun bilinci ile görevlerini
yapmalarının ne kadar önemli olduğunu, çağın gelişmelerine ayak
uydurmamızın gerekliliğini ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmamızdaki
gerekliliğini ve önemini bundan 65 yıl önce belirtmiştir.Bu amaca
ulaşmak için ağır ve yavaş hareket ederek değil hızlı hareket etmek
gerektiğinin önemini vurgulamıştır.
“ Az zamanda
çok büyük işler yaptık, bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk Kahramanlığı
ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı,
Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle
yürümesine borçluyuz.Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü,
daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve azmindeyiz. Yurdu muzu
dünyanın en bayındır ve en uygar ülkeleri seviyesine çıkaracağız.
Ulusumuzu en geniş refah ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal
kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız. Bunun
için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş yüzyılların gevşetici anlayışına göre
değil, yüzyılımızın sürat ve hareket kavramına göre düşünülmelidir.”
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin takipçileri olarak,onun ilke ve
devrimlerini daha ilerilere götürmek, çağdaş koşullara uyarlamak her
Türk Aydınının görev ve sorumluluğudur. Atatürk’ün Türk Gençliğine
bıraktığı bu mirasın değerini bilelim. Aksi takdirde Atatürk’ ü ışıksız
ve karanlıkta bırakacağımızı, Onun mirasına layık olmadığımızın
bilincinde olmalıyız.Bu nedenle Atatürk’ü karanlığa sokmak isteyenlerin,
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin, çok yönlü kişiliğinin takipçisi
olmayarak bu ışığı söndürmek isteyenlere tek panzehirin çağdaş bir
eğitim sisteminden geçtiği asla unutulmamalıdır.
Tüm bu nedenlerle, eğitim sistemimizde geriye doğru adımlar
atmamak, hep çağdaş gelişmelere uygun düzenlemeler yaparak, yeni ve
çağdaş bir eğitim sisteminin uygulanmasına, daha çok zaman kaybetmeden
süratle geçmemiz gerekmektedir...
Ç - YÖRESELLİK: Her bölgenin,her ilin sosyal-ekonomik koşulları
dikkate alınarak eğitimde yeniden yapılanmalara ve düzenlemelere
gidilmelidir.
Gaziantep ili sanayide gelişen bir ilimizdir. Bu ilin ve yörenin
koşullarına uygun olan sanayiinin tüm birimlerinde ve gerekli meslek
alanlarındaki ara gücü elamanlarının ve diğer birimlerde her düzeyde
istihdam edilecek personelin yetiştirilmesini sağlayacak programlara
yer verilmelidir. ( teknisyen, tekniker,mühendis vb.)
Şanlıurfa ile tarım ve hayvancılık alanında
gelişmektedir.Tarım,hayvancılık alanında sektörlerin daha çok
gelişmesini sağlamak için eğitim programları bu alanlarda yetiştirilecek
her kademedeki bireylerin yetiştirilmesini esas
almalıdır.
İskenderun, turizm,konaklama,otelcilik,denizcilik gelişen bir il
ise bu sektörlerde ve alanda gelişmeyi sağlayacak ve üretimi
arttıracak her seviyede elemanların yetiştirilmesini sağlayacak
programlara öncelikli olarak yer verilmelidir.
İstihdam alanları az ve sınırlı sayıda gelişimi sağlayacak özel ya
da devlet sektörü bulunan diğer illerimizde ve yörelerde tüm bu koşullar
dikkate alınırken, ham maddesi o yörelere yakın yerlerde bulunan ya da
her ilin koşullarında açılabilecek nitelikteki, bazı sanayii alanları,
sektörleri ve kurumları ya da fabrikalar özel sektör ve girişimcilere
kolaylık sağlanarak, teşvik edilerek, bu yörelerimizde de istihdam
yaratacak şekilde bir yapılan maya gidilmelidir. Bunun yanında tüm
illerde küçük ve orta boy işletmeler devletin düşük faizli kredi ya da
daha farklı desteği ile desteklenmelidir.
Ülkemizde bu amaçla yapılan bilimsel araştırmalardan yararlanmalı,
gerekiyorsa daha detaylı araştırmalar değerlendirilerek; o bölgenin,o
ilin koşullarına uygun (Sanayii, turizm, ticaret, hayvancılık,
denizcilik, endüstri vb. işkollarında ) araştırmalar o ildeki ve
ülkemizdeki Eğitim Komplekslerinin ve Kampusların bilimsel araştırma
sonuçları dışında diğer illerin Eğitim Komplekslerinin ve Kampuslarının
araştırma sonuçların dan da yararlanılmalıdır. Ayrıca ( Bilim
adamları, araştırmacılar, ekonomistler, sanayi-ticaret odaları, Eğitim
Kompleksleri, sivil toplum örgütlerinin vb.) katılımı ile
oluşturulacak kurullar ve yapılacak toplantılara bu kesimlerinde
görüşleri doğrultusunda kararlar
alınmalıdır.
Bu toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda 5 yıllık il
kalkınma ve ülke kalkınma planları oluşturulmalıdır. Bu planın, (Devlet
Planlama teşkilatı ) iller ve ülke genelinde hayata geçirilip,
noksansız uygulanması için gerekli düzenlemeler tüm mevcut
olanaklar seferber edilerek yapılmalıdır. Eğitim- öğretim durumuna
göre istihdam edilecek iş alanları önceden belirlenmelidir.
Geçici olarak uygulama için eğitim kompleksleri belirlenerek
uygulamaya geçilmelidir. Daha sonra tüm illerde ya da bölgelerde bu
kompleksler yaygınlaştırılabilir. Aynı model den yararlanılabilir.
Kalkınma planlarında o ilde hangi iş kollarının oluşturulması
gerektiği ,planlaması, ilin koşullarına uygun ağırlıklı programlar ve
ülke genelinde geçerli olacak belirli sayıda programlar belirlenmesi ve
açılması, istihdamı,kontenjanlar, programlarla ilgili her türlü
düzenlemelerin yapılması ve yeniden yapılanmaya uygun geliştirme ve
verimliliği arttırıcı çalışmalar,istihdam vb. tüm koşullar
oluşturulmalıdır.
Örnek: Tekstil iş kolunda Gaziantep ilinde lise düzeyinde
olacak(mesleki eğitimde uygulamaların 3308 sayılı çıraklık eğitim
kanununa uygun uygulamalı eğitim ağırlıklı ve ücret karşılığı iş
yerinde,iş başında eğitim koşullarına uygun olması) ne kadar tekstil
teknisyenine ihtiyaç olduğu (5 yıl içinde), 2 yılık M.Y.O mezunu olarak
ne kadar tekstil teknikerine ihtiyaç olduğu ve Mühendislik Fakültesi
mezunu tekstil mühendisine ne kadar ihtiyaç olduğu,Türkiye’de tüm bu
sektörler Gaziantep gibi il il belirlenerek; 5 yıllık planlama
doğrultusunda Türkiye’de tekstil sektöründe ne kadar elemana ihtiyaç var
belirlenir.Bu doğrultuda ihtiyaca göre kontenjanlar açılır.Bu kontenjan
belirlemesinde uyulması gereken en önemli kural, her sektörde ve
kademedeki ihtiyaç duyulan kontenjan sayıları,eğitim komplekslerine
bağlı her kademedeki kurum için belirlenen sayıyı geçmemelidir. Daha
sonra dikey geçiş, açık öğretim ve benzer alanlara geçişler kontenjan
fazlalıkları da bir sonraki 5 yıllık il ya da ülke kalkınma planlarına
dahil edilerek kontenjan fazlalığı, elamanın mezun olması
önlenmelidir.Ayrıca aynı şekilde fakültelerde mastır ve doktora yapacak
öğrencilerin de kontenjanları belirlenmelidir.
Bu amaçla tek merkezden (MEB.) alınan kararlarla değil, MEB.
nca hazırlanan Genel Program,Eğitim Komplekslerinin bünyesindeki
komisyonlarca ( Eğitim Komplekslerine bağlı, kampuslardaki fakülte,
kampus ve amfilere ayrılmış her kademedeki eğitim kurumları,
bünyesindeki çeşitli kurumların ilgili eğitim komisyonlarında alınan
kararlar ve hazırlanan programlar eğitim üst kuruluna gönderilir.
Onaylandıktan sonra o ildeki Eğitim Komplekslerinde uygulamaya
konulur.Hukuki ve yasal yönden bazı sakıncalar yaratacağı kanaati
oluşanlar MEB.nın taşra birimlerince onaylanır.Onayda sakınca görülecek
ya da tereddüt edilen durumlarla ilgili MEB Merkez Teşkilatının ilgili
birimlerine gönderilerek en kısa sürede onay alınarak yürürlüğe girer.)
O ilin ve Eğitim Komplekslerinin koşullarına uygun gerekli
düzenlemeler yapıldıktan sonra, Eğitim Komplekslerinin Yönetim
Kurullarının onayından sonra, uygulama oluru alınmak üzere İl
Milli Eğitim Kuruluna gönderilir.
İl-İlçe Program Komisyonunda değerlendirilip son şekli
verildikten sonra (Milli Eğitim Üst Kurulu yetkililerince
düzenlenmelidir). Bu kurulun ya da MEB onayından sonra yürürlüğe girer
ve uygulamaya konulmak üzere ilgili Eğitim Kompleksinin yönetimine
gönderilir.
D
- BİLİMSELLİK:
Bilgi Üretme:
Bilgiyi araştırma,bulma,öğrenme ve yararlanma,bu amaçla bilgisayar-
Internet, bilişim teknolojileri gibi çağın yeniliklerinden yararlanma,
bireylerin kendilerini ve çevrelerindeki varlık ve olayları anlama,
takip etme aralarındaki ilişkileri görmek, farkına varmak, önemini
sezmek, araştırmak,tartışmakla doğru ve gerçekçi bilgilere
ulaşılır. Kısaca çağın teknolojilerinden yararlanıp, bu bilgiler,
çağdaş araç ve yöntemlerle öğrenilip, kullanıldığı ölçüde
bilimsellik anlamını taşır. Çalışmaların bilimsel olabilmesi için
deneysel yöntemlerle doğrulanmış belirli olgu, olay ya da
konuların bütünün bir araya getirilmesi dışında yani Bilimsel
Yöntem dışında geçerliliği olan başka bir yöntemden
yararlanılmamalıdır.Çünkü gerçek veriler bilimsel yöntemle ve bilimi
rehber edinerek gerçekleştirilebilir.
“ Uygarlık yolunda
başarı, yeniliğe bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve
fen alanında başarıyı sağlamak için tek gelişme ve ilerleme budur. “
Bilim ve toplumsal bir süreç olan bilimsellik, çağımızda yeni
enformasyon teknolojileri, evren bilim ve genetik, iletişimde yeni
gelişmelerdeki hedef evrensel bilimleri oluşturmak çabalarından
kaynaklanmaktadır.Bu gün teknoloji ile ekonomi birleşerek, bilgisayar
destekli tasarımı,otomasyonu, bilgi iletişimle birleşerek,bilişimi,
bilgisayar eğitimde yer alarak bilgisayar destekli eğitimi vb.
teknolojileri ortaya çıkarmıştır. Yani çağımız, bireysel üretim ve
kişisel projeler yerine ekip çalışmaları ile kitlesel ölçekte projeler
üretilmesini sağlamaktadır. Sibernetik Uzay Çağını yaşadığımız
günümüzde, bütün dünyadaki insanlar gibi bilgiyi aramalı, ulaşmalı,
paylaşmalı,yararlanmalıyız. Bu amaçla Internet, campusevre vb.
bilgisayar ağlarının insan yaşamına girmesi gerekir.
Eğitim-öğretimde, bütün bu teknolojilerden yararlanarak, bilimsel
düşünmeyi ve bilgi üretmeyi, bilginin insan oğlunun yararına
kullanılmasını sağlayacak tüm yasal düzenleme ler yapılmalıdır.
Atatürk ilke ve devrimlerini , kısaca Atatürkçü düşünce
sistemini ön plana alan, çağın teknolojik bilimsel değişim ve
gelişimlerine açık ve içinde yaşanan çağın koşullarına uygun
eğitim sisteminde de çağdaş - bilimsel ve ülke koşullarına uygun
düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Gelişmemiz, kalkınmamız için,
çağımıza uygun üretken ve verimli insan gücü yetiştirmemiz,
eğitimde çağdaşlaşmadan ve çağdaş teknolojiler den yararlanmaktan
geçmektedir. Bu amaçla çağdaş ülkelerin seviyesine erişmekte tek
rehberimiz Atatürk’ ün gösterdiği gibi bilim olmalıdır. Bilime
erişmenin yolu ise öncelikli olarak, çağdaş ve bilimsel bir
eğitim sistemine geçişle gerçekleşebilir. Bu gerçeklik hiç bir
zaman unutulmamalı ve savsaklanmamalıdır...
Atatürk akıl ve bilimin önemini, vazgeçilemeyecek manevi miras
olarak bizlere bıraktığını şu sözleri ile vurgulamaktadır.
“ Ben manevi miras olarak hiçbir nas’ı katı, hiçbir
dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi
mirasım ilim ve akıldır... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler
getirildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.
Benden sonra beni izlemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve
ilmin kılavuzluğunu kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.
“
Günümüzde, toplumsal, ekonomik ve üretim etkinlikleri vb üst
yapı alanlarına da yansıyan hızlı değişiklikler, din, sanat, hukuk,
politika, eğitim vb. toplumsal alan dediğimiz alt yapıları da
değiştirerek al aşağı etmektedir.Yalnız herkesin bildiği bir gerçeklik
vardır. Üst yapıdaki değişiklikler sürekli olarak, altyapıdaki
değişikliklere kıyasla daha dirençlidir ve daha yavaş gelişmektedir. Bu
nedenle gelecekte insan oğlunun altyapının, diğer değişle bilimsel
gelişme ve değişimler sonucu ürettikleri nesnelerin köleleri haline
gelme tehlikesine karşı sürekli uyanık olmaları gerekir. İşte alt yapıyı
oluşturan kurumlardan en önemlisi ve her alanda gereksinim duyulan
eğitim yani Bireysel Eğitim önemsenip, düzenlenirse, insanın oluşturduğu
güçlü ve sağlıklı bir kişilik sayesinde gelecekte teknolojinin kölesi
olmasını engelleyecektir. Çünkü her çağda insani özelliklerin devam
etmesi,sürekliliğinin sağlanması her bireyin bir değer olduğu ilkesi ile
hareket eden bireylerin bireysel olarak gelişimini sağlayan Bireysel
Eğitimle gerçekleşeceğine inanmaktayım.
Çağın koşullarına uygun eğitim, ülkemizde okul öncesinden
başlayarak, eğitim- öğretimin her kademesinde yaygınlaştırılarak,
aşağıda belirtilen amaçları gerçekleştirebilmelidir. Eğitimin her
aşamasındaki bireylerin ayrıcalık tanınmadan , bireysel
özelliklerine uygun optimum gelişmesini sağlayan; kendine güvenen
,özgüven duygusu gelişmiş ,kendi kendisi ve başkalarıyla
barışık, yakın çevresinden başlayarak aşamalı olarak toplumla
ve tüm insanlarla barışık ,olumlu davranışlara sahip , sağlıklı
kişilik ve karakter kazanmış, insanları ayrım yapmadan ve
karşılık beklemeden seven, temel insan hak ve özgürlüklerini bilen
– savunan ve uygulayan, bağımsız, ,demokratik, çağdaş ve hür
düşünceye sahip, karşılaştığı güçlük ve sorunları aşmada akılcı,
çok yönlü ve tarafsız düşünüp kararlar veren, yapıcı çözüm
yolları üreten, sağlıklı davranan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı
olmakla yetinmeyip Onun düşüncelerini her zaman savunan, kollayan,
uygulayan, ve takipçisi olan ; bizlere,
Onun eşsiz emaneti , laik,demokratik ve sosyal bir
hukuk devleti olan T. C. Devletini her zaman koruyup kollayan,
,vatanını ve milletini seven,bu ülkenin vatandaşı olmanın
ayrıcalığı ve gururunu duyarak, her zaman ülkesini yüceltmeye
çalışan, çağdaş-teknolojik ve bilimsel değişim-gelişmelerden
yararlanıp ,düzenlemeler yapmayı alışkanlığa dönüştüren ,
çalışkanlığı ulus olarak amaç edinen ve olumsuzluklarda yılmayıp
hep mücadele ede bilen sağlıklı karakter ve sağlam kişilik sahibi
bireyler yetiştirmeyi amaç edinmelidir.
“ Uygarlığın
coşkun seli karşısında direnmek beyhudedir. Dağları delen, semalara
uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören,
aydınlatan, etüt eden uygar lığın, bilimin karşısında, kudret ve
yürekliliğinde; eski zihniyetlere, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan
milletler yok olma ya ve hiç olmazsa tutsak ve aşağılanmaya
mahkumdurlar. “ diyen Ulu Önder M. Kemal Atatürk’ ün bu sözlerine
kulaklarını tıkıyorlar. Halen eskimiş ve bir çok ülkede, ülkemizde
denenmiş ve sonuçta bir çok olumsuzluklara yol açan, bu çağdışı eğitim
sistemlerinde direnmenin bir sonuç vermeyeceği, bilimin ışığı önünde
direnen ulusların gibi yok olmaya, diğer ülkelerce dışlanmaya ya da
tutsak edilmeye mahkum olacaklarını; kalkınıp gelişmenin tek ışığının
bilim olduğu gerçeğini neden anlayamıyorlar...
“ T.C. ‘nin
Halkı, yeni ve gelişmiş bir toplum olarak, sonsuza dek yaşamaya karar
vermiş, tutsaklık zincirini tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklarla
parça, parça edilmiştir.”
Diyen Atatürk, sonsuza dek yaşamamız ve tutsak olmamamız
için bilimi rehber edinmemiz gerektiğini ve ancak bilimi rehber
edinenlerin kendisinin manevi mirasçıları olabileceğini ise
aşağıdaki sözleriyle vurgulamıştır..
“ Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden
sonra beni izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin
rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.”
Yine “ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. “
diyerek, çağdaş uygarlık düzeyine yükselmemizde, bilimin öncü ve yol
gösterici olduğunu, kalkınmanın ve gelişmenin yolunun bilimden geçtiğini
ise şu sözleri ile vurgulamıştır.
“ Dünyada her şey
için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki
mürşit bilim ve tekniktir. Bilim ve tekniğin dışında doğru yol aramak
gaflet, cehalet ve doğrudan sapmadır.”
E- BİREYSELLİK: Bilgi çağını yaşadığımız şu günlerde,
bilginin üretilmesi ön plana gelmiştir. Bilginin üretilmesi ,
bilgili bireylerin yetiştirilmesinin önemini arttırmıştır. Çünkü
çağımızda ürünün çabuk, kaliteli ve seri üretimini makineler,
çağın makinelerini üretmek için gerekli bilgiyi ise alanında
nitelikli yetişmiş insan gücü üretmektedir. Bilginin üretiminde,
nitelikli bilginin üretilmesi esas alınmalıdır. Çağımızda insanlar
edindikleri nitelikli bilgilerle, ürettikleri makinelerden
yararlanarak, nitelikli üretimi gerçekleştirmektedirler.
Nitelikli bilgi, insanın nitelikli yetişmesi ve
yetiştirmesi ile gerçekleşir.İnsanın iyi yetişebilmesi, kendini
gerçekleştirip, kanıtlayabilmesi, bireysel ayrıcalıklarına uygun
hazırlanmış eğitim programları ile gerçekleşir. Bu amaçla her
bireyin bireysel ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi , çağımızın
eğitim sistemlerinde hedeflenmelidir.
Her birey doğuştan kalıtsal, biyolojik,duyusal, zihinsel ve
fiziksel vb. özellikler bakımından farklı, farklı özelliklerle
donatılmış olarak yani farklı potansiyelle dünyaya gelir. Doğuştan
biyolojik ve kalıtsal özellikleri ile donatılmış olarak dünyaya gelen
birey,çevrenin olumlu ya da olumsuz koşullarından etkilenerek, belirli
oranda değişimlere uğrar.Bilişsel alanda ( algılama,anlama,kavrama,hayal
gücü,düşünce vb.), duyusal alanda (hissetme,
önsezi,sevinç,üzüntü,nefret,acı,olaylara karşı duyarlı ve duyarsız oluşu
vb.), psiko-motor
(
insan organizmasının olaylar karşısında verdiği tepkiler) yetenek
(Eğitim yolu ile bilgi ve beceri kazanma, neyi yapıp ve yapamayacağı vb.
gücünün belirleyicileri de diyebiliriz.), ve kişilik her bireyde farklı
farklıdır.
Her birey, bulunduğu çevrenin olumlu ya da olumsuz koşulları ile
etkilenir. ( Anne-baba ve ebeveyn ya da eğitmenin özellikleri,yaşadığı
ortam ve koşulları, kitle iletişim araçları ve diğer tüm olanaklar.) Bu
potansiyel güçleri destekleyerek geliştirebileceği gibi
azaltılıp,kısırlaştırıp yada köreltebilmektedir. Bu nedenle her birey,
doğuştan getirdiği potansiyel güçleri oranında eğitim-öğretim
koşullarından yararlandığında; yeteneği ortaya çıkıp, gelişebilmektedir.
Bireyin, örgün eğitime başlayıncaya kadar, yaşantısının belirli
dönemlerinde olumsuz koşullar sonucu bazı yetenekleri keşfedilmemiş ya
da ortaya çıkarılmamış olabilir. Eğitimin temel amaçlarından biri
bireyin bu durumuna uygun koşullarında düzenlenmesini gerektirmektedir.
Bu nedenle bireyin yaşantısının her döneminde bireysel ayrıcalıklarını
ön plana alan ve bireyin her dönemde kendini her seviyede geliştirmesine
katkı sağlayan bir eğitim modelinin oluşturulması, olmazsa olmaz bir
koşul ve zorunluluk olmalıdır.
F–KATILIMCILIK:
Her ilin koşullarına uygun olan, Sanayii ,Turizm
,Tarım ,Ticaret ,Hayvancılık , Madencilik vb sektörlerde eğitim alanında
ne gibi planlama ve çalışmaların yapılacağını belirlemek amacı ile İl
Milli Eğitim Üst Kurulu toplanır. Bu toplantıya, Valilik-İl Milli Eğitim
Müdürlüğünün, Yerel Yönetimlerin , İlgili Eğitim Kompleksi yönetici ve
temsilcileri, Türkiye’de bu alanda bilimsel araştırmalar yaparak kendini
kanıtlamış akademisyen ve araştırmacılar ve Sivil Toplum Örgütlerinin
(Odalar,birlikler,dernekler,sendikalar,konfederasyonlar,kuruluşlar vb.)
yönetici ve temsilcileri katılır. Bu kurulda her ilin 5 yıllık kalkınma
planları doğrultusunda eğitimle ilgili her türlü sorunu tartışılır ve
kararlar alınır.O ilde hangi alanlara ve iş kollarına ihtiyaç
bulunmaktadır,bunların,planlanması,programların ,hangi alanda ne kadar
ve ne niteliklerde öğrencinin yetiştirilmesi ve bunların istihdamı vb.
her türlü düzenlemeyi kapsayan kararlar alınır.
Eğitim Kompleksi
bünyesindeki, tüm kampus ve amfilerdeki her kademedeki
eğitim-öğretim kurum ve kuruluşları ( Okul öncesi eğitiminden
yükseköğretime kadar, yükseköğretime bağlı tüm fakülteler, tesisler vb.
kampusun tamamı.) ve tüm birimlerdeki yöneticiler, branş / bölüm /
alanların zümre/ bölüm başkanlarının, öğrenci temsilcilerinin
katılımı ile tüm kararların alınması gerekmektedir.
Kampustaki , eğitim-öğretimin kaliteli ve verimli
olabilmesi, sorunlar çıkma ması,tüm kurum ve kuruluşların
bünyesindeki ilişkilerin sağlıklı olarak yürütülmesi ; katılımcılık,
eşgüdüm ve koordinasyonun sağlıklı yürütülmesi ile gerçekleşir.
Eğitim Kompleksi Yönetim Kurulunun projelerinin,alınan
her türlü kararın tüm kesimlerinin katılımı ile görüşleri
doğrultusunda belirlenip, karara bağlanması katılımcılığın
gereğidir. Ayrıca açıklık ilkesi gereği, Eğitim Kompleksine bağlı
tüm bölümlerde dedikoduları önleyici bir rolü bulunmaktadır.
Başlangıçta Milli Eğitim Üst Kurulunda, o ilin
koşullarına uygun meslekler, programlar, planlamalar,istihdam ve
finans alanları vb. eğitim-öğretimle ilgili her türlü kararlar,
katılımcılık esası ile il valisi, kaymakamlar, il –ilçe milli
eğitim, yerel yönetim , sivil toplum örgütleri, Eğitim
Komplekslerindeki her kademedeki birimlerinin başkan ve
temsilcilerinin katılımı ile toplanır. Bu toplantıda ilin
koşullarına uygun eğitim-öğretimle ilgili genel kararlar
alınır.
Atatürk katılımcılığın önemini, ulusal birlik ve beraberlikle her
güçlüğün yenileceğini, her sorunun çözüleceğini belirterek, birlik
beraberlik içinde çözülemeyecek sorunun olmaya cağını ve karanlıktan
aydınlığa çıkmamızda tek aydınlatıcı yolun bilim olduğunu; kalkınmamızın
koşullarından birinin bilim ve katılımcılık olduğunu, mesajını o
yıllarda veren ileri görüşlü bir lider olmuştur.
“ Türk Ulusu,
ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilir. Çünkü, Türk
Ulusunun yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda elinde ve
kafasında tuttuğu meşale müspet bilimdir. Biz esasen ulusal varlığın
temelini, ulusal şuurda ve ulusal birlikte görmekteyiz. Türk Ulusu
ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. “
” Büyük
işler, mühim teşebbüsler ancak müşterek mesai ile mümkündür.”
Sözü ile katılımcılık ve ekip çalışması ile güç sorunlar
çözülür ve önemli görevlerin ancak katılımcılıkla çözüme kavuşacağı,
hayati önem arz eden teşebbüslerin ekip çalışmaları ile çözümlenip,
başarılı olunacağını vurgulamıştır.
Eğitim kurumlarının çağdaş ve özerk bir yapıya kavuşması için,
çağın gelişen koşullarına ayak uydurması ve bilimin beşiği işlevini
yürüterek, diğer uluslara örnek olabilmesi için, tüm çalışanlarının
kendilerinin özgür iradesi ve demokratik usullerle seçilmesi, herkesin
görev ve sorumluluklarının bilinci ile hareket ederek, paylaşımcı,özveri
ve işbirliği içinde ve alınan kararlara katılması, oluşturulan kurul ve
komisyon kararları ekip çalışması ruhu ile alınıp, işbirliği ve
koordinasyon içinde hayata geçirilmelidir.Ayrıca ildeki eğitimle ilgili
sektörlerin ve sivil toplum örgütlerinin ve il komisyonlarında alınan
kararlar da dikkate alınarak gerekli düzenlemelerin yapılması, diğer
değişle herkesin görüş katkılarının sağlanarak toplumun bütünleşmesi,
katılımcılık ilkesinin gereklerindendir.
G- AÇIKLIK VE SAYDAMLIK:
Ülkemizin yolsuzluk, talan ve vurgun
cenneti olmaktan kurtulması, insanlarımıza dürüst, temiz, güvenilir,
sağlam kişilik sahibi vb. insani özelliklerin kazandırılması ile
temiz toplum özlemimiz gerçekleşebilir. Bu özlemin gerçekleşip
ülkemizin kalkınmasında açıklık ve saydamlık ilkelerine uyulması
olmazsa olmaz eğitim ilkelerinden biri olmalıdır. Eğitimciler bu
gibi örnek davranışları göstererek öncü olmakla
kalmamalı,eğitimci misyonunun gereği geleceğimizin güvencesi olan
çocuklarımızı ve gençlerimizi dürüst, güvenilir,temiz, ülkesini ve
milletini seven, koruyan, kollayan, Atatürk ilkelerini ve ülkemiz
gerçeğindeki temel ilkeleri rehber edinen bireyler olarak
yetiştirmek hatta bununla da yetinmeyerek;her türlü eleştiri ve
öz eleştiriye açık, saydamlık anlayışına sahip, tartışan,
sorgulayan, paylaşan, bilgi aktaran vb. insan için erdem olan
davranışların kazandırılmasını sağlayıcı olmalıdır.
Eğitim Komplekslerindeki ( Bünyesindeki Kampuslar, Amfiler
ve diğer birimler.) tüm çalışmaların başarılı ve kaliteli
olabilmesi için yukarda belirtilen ilkelere uyulması, tüm
faaliyetlerin ekip çalışması anlayışı ile yürütülmesi ve tüm eğiten
ve eğitilenler arasında işbirliği, güven ve özgüven geliştirilip,
gerçekleştirmelidir. Bunun sağlanmasının ön koşulu, tüm yapılan
çalışmalar ve sonuçları; Eğitim Kompleksinin Yayın-Basın
Organlarında ve kurumlarındaki duyuru panolarında
Televizyonlarda,, Internet sayfalarında, açıklık ilkesi ile tüm
kesimleri bilgilendirmek amacı ile duyurulmalıdır.
Duyuru sonucu ortaya çıkacak sorunları ortadan
kaldırmak, bireylerin kafalarında soru işaretleri oluşturmamak
amacı ile önceden açıklanacak bilgilerin tüm ilgili taraflarca
hazırlanıp, görüşleri ile beslenerek, düzenlenmesi ve yönetimin
onayı ile yayınlanması esas
alınmalıdır.
Ğ- LAİK VE ÖZERK EĞİTİM :Cumhuriyet öncesi, ülkemizde din ve
devlet işleri daima tek kişilerin elinde kalmış, hem dinsel hem de
dünyasal sorunların yönetim mekanını belirli kişiler işgal etmiştir.Bu
nedenle din ve devlet işleri çoğu zaman birbirine karıştırıldığı için,
tutuculuk bağlarından kopmayarak,özgür ,akılcı ve bilimsel düşünceye
kapılarını sürekli kapalı tutmuşlardır. Bilimsellik konusunda Atatürk’ün
çeşitli sözleri ile bunu vurguladığını görüyoruz.O yıllarda bu tehlikeyi
gördüğü için, bilimin , gelişmenin ve kalkınarak çağdaş bir ulus olmanın
önündeki bu engeli ortadan kaldırmak için ancak laikliğin kabulü ile,
bu iki işlevin birbirinden ayrılacağının olmazsa olmaz bir koşul
olduğunu görmüştür.
” Laiklik dine siyasetin karıştırılmaması yolunda
verilmiş olan bir hürriyetin adıdır.Bu devrim sayesinde Türk Milleti,
yasalara aykırı olmadan istediği fikre ve itikada inanabilmekte, fikir
ve itikat ayrılığından dolayı bir zümre öbürü üstünde üstünlük
iddiasında bulunmamaktadır. Kim ne, mezhepte bulunursa bulunsun, Türk
Vatandaşı olarak eşit bir hürriyetin sahibidir. Hürriyet yine Hürriyet
adlı eser.”
“ Mukaddes ve
tanrısal olan, inanç ve vicdani kanaatlerimizin karışık ve dönek olan,
her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın
bütün organlarından, bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, ulusun dünya
ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zorunluluktur.”
Din işleri çeşitli çıkar çevrelerince, devlet işlerine ve
özellikle eğitime alet edilecek bir araç haline getirildiğinde din,
yurttaş ve devlet bundan zarar görür; zararın en büyüğü ise ülkeye
verilen zararda görülür.
Laikliğin kabulü ile okullarda laik eğitim verilmeye
başlanmıştır.Atatürk bilim ve kalkınma kadar eğitimde laikliğin ne kadar
önemli olduğunu 24 Ağustos 1924 yılında “Öğretmenler Birliği
Kongresinde” şu sözleri ile dile getirmiştir.
“ Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek
karakterli koruyucular ister.... Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı
hür, irfanı hür kuşaklar ister.Ulusal ahlakımız uygar esaslarla ve hür
fikirlerle geliştirilmeli ve desteklenmelidir. “
Atatürk bu amaçla Anayasamızdan başlanılarak, laik esaslara
uygun düzenlemelerin yapılmasını gerekliliğini, gerçek laikliğe ancak bu
suretle ulaşılacağını belirtmiştir.
Türkiye’de laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasını
tek ve dar kapsamlı bir ifade eden bir nitelik değil; aynı zamanda din
ve vicdan özgürlüğüne olanak tanıyan ve bu özgürlüklerin kullanılmasını
sağlayan ve akılcılığı savunan temel kurallar bütünü olarak ortaya
çıkmıştır.Bu amaçla dini devlet işlerine alet etmemenin yanında inanç
özgürlüğünü savunan temel bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Atatürk,
“ Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur.
Din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.”
Diyerek, din konusundaki olumlu görüşlerini belirtmiştir. Devamla,
” Bizim
dinimiz en makbul ve en doğal bir dindir.Ancak bundan dolayıdır ki son
din olmuştur.Bir dinin doğal olması için akılcı,fenne, ilme ve mantığa
uygun olması gerekir.Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Hangi şey
ki akla, mantığa, kamu çıkarına uygundur, bilin ki o bizim dinimize de
uygundur.”
Yasalara aykırı olmadan herkes ibadetini, ayinini, dini
törenlerini ve kanaatlerini açıklamaya ve yapmaya zorlanamaz.Bu
inançlarından dolayı kınanamaz. Dinsel duyguları ve inançları özgürce
kullanırken, inancımız gereği ibadetlerimizin Allah ile kul arasında
olacağını unutmadan; politik çıkar hesapları için kullanmamak ve dinin
sömürülmemesi için laiklik bir engel değil, varlığı dinin
güvencesidir.Devletin sosyal,ekonomik politik ve hukuk vb. temel
yapılarının kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayı reddeder.Bu
amaçla eğitim sektöründe, insanın eğitimi hedeflendiği için eğitimin
temel ilkeleri olarak laiklik zorunlu
olmalıdır.
Laiklik, karanlığın ve bağnazlığın düşmanı aynı zamanda
aydınlığa açılan yolun başlangıcıdır. Cahillikten kurtulup, karanlığın
girdabında boğularak yok olmak istemiyorsak, demokrasiye, çağdaşlaşmaya,
gelişip, kalkınmamıza ışık tutan ve tek güvencemiz laikliğe insan
olarak, sahip çıkmamız gerekmektedir.
Her Eğitim Kompleksi merkezi yönetime bağlı olarak görev yapabilir.
Merkezi yönetim devlette devamlılık ilkesi ile yasalara uygun denetleme
ve koordinasyon görevini yürütür. Ancak hiçbir zaman siyasi ya da keyfi
davranamaz.Ancak bu eğitim kurumları kendi içinde yasal özerk bir yapıya
sahip olmalı, kendi yöneticilerini demokratik esaslarla seçebilmelidir.
Çözülemeyecek sorunları, her eğitim kompleksince seçilip,temsil yetkisi
verilen Eğitim Kompleksleri Üst Kurulu vasıtası ile çözebilmelidir.
H-KALKINMA PLANLARINA VE İHTİYAÇLARA UYGUNLUK
Her yörenin,ilin eğitim koşullarına uygun Mili Eğitim Üst
Kurullarında alınan kararlar rapora bağlanarak ilgili mercilere
gönderilir. Bu kararlar 3 veya 5 yılı kapsayacak şekilde
belirlenir. Tüm illerden, yörelerden gelen raporlar doğrultusunda
ilgili birimler Türkiye’deki 5 Yıllık Kalkınma Planlarını ve
Eğitim Politikalarını oluşturur. Karşılıklı işbirliği ve
koordinasyon içinde her türlü kararlar alınıp, yasal düzenlemeler
bu doğrultuda hedeflenir.
Diğer değişle kararlar yukardan hazırlanıp, uygulanması
istenmesi yerine, illerin somut uygulanabilir kararları tek merkezde
toplanarak, illerin öncelikli ihtiyaç, beklentileri ve koşullarından
başlanarak, ülkenin ihtiyaç ve koşulları belirlenir. Belirlenen
ihtiyaçlar doğrultusunda ülkemiz gerçeklerine en uygun MEB.
Genel Eğitim Programı uygun gerekli yasal düzenlemeler
yapılarak hazırlanır.
Bilineceği gibi bir programın sağlıklı uygulanabilmesi
için koşullardan biri de programın ilin aynı zamanda
öğrenecek, kaliteli yetişecek öğrencinin koşullarına ve
ihtiyaçlarına uygun olması öğrencide öğrenme isteğinin oluşmasında
ve ilin üretken ve verimli bireyler yetiştirerek gelişip,
kalkınması yolundaki misyonunu gerçekleştirecektir.
I– ÜRETKENLİK VE YARARLILIK:
Öğrenilecek her bilginin,
hazırlanan her eğitim programının, bireylerin ve toplumun
yararına olacağı, toplumu üretken hale getirip , kalkındırarak;
insanlara mutluluklar getireceği ilkesi temel ilke olarak ele
alınmalıdır. Yalnız insanlığa, topluma yararı kadar o ildeki tüm
kurum ve kuruluşların üretime kazandıracağı katkı ve yarar ön
planda tutulmalıdır. Bu amaçla eğitim programlarında gerekli
düzenlemeler yapılmalıdır. Hazırlanan Eğitim Programı, bireylere ve
toplumun tüm fertlerine eşit şekilde yararlı olduğu , üretime ve
ülkemizin gelişip, kalkınmasına katkı sağladığı derecede iyi ve
geçerli bir program olacaktır.
İ
– SÜREKLİLİK VE SÜREKLİ YENİLEYİCİLİK : Eğitim Kompleksi, (
Bünyesindeki kurum ve kuruluşlar,programlar, planlama
tesisler,araç-gereçler vb.) çağın gelişen koşullarına uygun olarak
sürekli düzenlemeler yapılmalı ve çalışanların da sürekli
hizmet-içi eğitimlerle kendilerini yenilemeleri sağlanmalıdır. Ayrıca
insanın değişen koşullara sağlıklı uyumu ve direncini azaltıcı
ve yenilikleri sağlıklı kabul etmesini sağlayıcı çalışmaları
yapmalıdır. ( Türk toplumun ve insanın doğası gereği yeniliklere
direnme karşı çıkma kabullenmeme, kendini açık tutmama tutum ve
eğilimleri egemendir. Bu daha çok karşılaştıkları güçlükle
mücadele ve yeni duruma uyum güçlüğünden çok ataerkil aile
yapısının gelenekçi bağımlılığından kaynaklanabilir. )
J – HER YERDE- HERZAMAN KARMA EĞİTİM : Eğitim okul çağındaki
çocuklara ve gençlere belirli mekanlarda örgün eğitim yolu ile
verilen eğitimle sınırlandırılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin her
yaştaki bireylerine, yaşantılarının her döneminde yeteneklerine uygun
istedikleri programlarda ki dersleri alıp, belirli dönemlerde (Gece,
tatil süreleri, mesai dışında, Internet ortamında vb. Eğitim
komplekslerinden yönelebilecekleri programlarını almaları. )
eğitim-öğretimlerini örgün ya da yaygın eğitim yolu ile
tamamlamalarına olanak tanınmalıdır. Diğer değişle öğrenim görmek
isteyen her bireyin öğrenimine eşitlik ilkesi ile açık olmalıdır. Yaygın
eğitimde, (Zorunlu eğitim çağı dışında) okul çağı olsun olmasın her
yaşta ve her mekanda ( Ev de, ceza evinde, iş yerinde, İnternet
ortamlarında çağın iletişim araç ve olanaklarından yararlanılma yolu
ile mekan sınırlanması yapılmadan uzaktan eğitim modeli) gerekli
eğitimi almaları, kendilerini geliştirip, yenilemeleri sağlanmalıdır.
K
– SORUN ÇÖZÜCÜLÜK:
Eğitim-öğretim ortamında ortaya çıkan sorunları çözmek yerine
sorunun bir parçasına dönüşen klasik eğitim yaklaşımlarından
vazgeçilerek,ortaya çıkan sorunları tüm tarafların katılımı ile
oluşturulan komisyonlarda ; bilimsel, akılcı ve gerçekçi yaklaşımlar
ve ekip çalışması anlayışı ile anında çözümler üretilmelidir.Bu
çözüm yolları anında , kararlılıkla sorunu ortadan kaldırıcı
yaklaşım modeli ile uygulamaya konulmalıdır. Sorunların anında
çözülmemesi eğitim kurumunu zora sokup , dedikodulara yol
açmakla kalmayacak, bireylerin güvenini sarsarak, acizlik içine
düşmesine ve sorunların büyümesine ve çözümün güçleşmesine yol
açacaktır.Eğitim Komplekslerinde çözülemeyen sorunlar İl Üst Eğitim
Kuruluna ya da Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna götürülür. Her aşamada
amaç sorunun yasalara uygun ve bilimsel yöntemle geciktirilmeden çözümü
ve sorunun ortadan kalkmasını sağlayıcı olmalıdır.
L
– MÜKEMMELLİ HEDEFLEME VE YAKALAMA : Eğitim,
bir ülkenin gelişip kalkınmasında ve çağdaş ülkeler seviyesine
gelmesinde; Atatürk’ün çeşitli söylevlerinde belirtip, tahlil ettiği
gibi çok önemli bir unsurdur. Çünkü her türlü sektör kurum,kuruluş ve
alandaki bireylerin yetişmesi,verimli, sağlıklı,üretken, kişilik sahibi,
yararlı bireyler olarak topluma kazandırılmaları eğitimle;
gerçekleştirilmektedir. Bireylerin bu anlamda eğitimi
gerçekleştirilmeden demokratiklikten, çağdaşlık tan ve kalkınıp,
gelişmeden söz etmek olası bile değildir. Eğitim her alandaki bireyin
yetiştirilme sinin temel taşı olduğuna göre, Türk toplumunun
fertlerine en kaliteli en uygun ve en yararlı olan eğitimin en
mükemmel olanını vermek gerekmektedir. Çünkü bizim insanımız da
her şeyin en mükemmeline layık olduğu gibi eğitimin en mükemmelini
ve en çağdaş olanını hak etmektedir. Bu amaçla, eğitim kurumları
kendi eğitim koşullarına ve işlevlerine uygun, verilecek eğitimin
en mükemmeli hedeflenmeli, mükemmele ulaşmak, mükemmeli bulup,
uygulamak için bireylerin kişiliğini ve sağlığını tehlikeye atmadan
azami gayret tüm taraflarca gösterilmelidir.
M- ÇOK AMAÇLILIK :
Eğitimin yörelerin koşullarına, ihtiyaçlarına uygun ve eğitimciler
tarafından düzenlenmesi olgusu; programların birden çok amacı
gerçekleştirme ve birden çok amaca uygun nitelikli ve üretken
bireylerin yetişmesini hedeflemektedir. İl merkezine uzak küçük
yerleşim birimlerinde bile farklı amaçlara uygun bireylerin o
yörede bir meslek edinecek şekilde yetiştirilmesi gerçeğini gündeme
getirmektedir. Eğitim Türk toplumunun bireylerini vatanını ve
milletini seven, koruyan ve gözeten, laik, insan haklarını ve
özgürlüklerini benimseyen, güven ve özgüven duygusu gelişmiş vb.
istendik niteliklere sahip kişilik ve karakter sahibi
davranışların kazandırılmasını hedeflemekle yetinmemelidir. Her
zaman kendini geliştiren, yenileyen ,üretime katkıda bulunarak,
üretken ve yararlı bireylere dönüşmesini de hedeflemelidir.
İlin koşulları gereği oluşan mesleki ve teknik eğitimin, iş
alanlarının ; her basamağındaki ( Ortaöğretim, Ön lisans,Lisans,
Lisans üstü, Doktora vb.) insan gücü ihtiyacının ilin ve bölgenin
koşullarına uygun yetiştirilmesi, her sektör ve alanın ihtiyaç duyduğu
her alanda ve kademede personelin nitelikli olarak yetiştirilmesi
amaçlanmalıdır.
Diğer değişle Eğitim Kompleksi bünyesinde, genel, mesleki,
teknik, iş ve hayata hazırlayıcı her türlü eğitim programları yer
aldığı için her programın amaçlarının farklı olması nedeni ile
bu kurumların hedefi birden çok amacı gerçekleştirmeye yönelik
programların hazırlanıp, uygulanmasını esas almalıdır.
N– ÇOK PROGRAMLILIK : Bulunduğu ilin ihtiyaç ve koşullarına
uygun , belirlenen amaçlarda insanın eğitimi söz konusu
edildiğinde; amaçlara uygun genel programların sayısı da bu oranda
fazla olması gündeme gelmektedir. ( Fen, Matematik, Türkçe, Dil,
Eğitim,Sağlık,Sosyal Bilimler,İletişim,Bilgisayar,Sanat,Spor,Ekonomi
vb.)
Bu Programlar, her ilin Milli Eğitim Üst Kurulunda ( Bu
kurul, Vali, Kaymakam, Belediye Başkanı, İl Milli Eğitim Müdürü,
Milli Eğitimin her alandaki yöneticilerin, Eğitim Kompleksinin her
kademedeki yönetici ve temsilcilerinin, Öğrenci Kurulu
temsilcilerinin, Sivil Toplum Örgütü temsilcilerinin vb. eğitim
ile ilgili tüm sektörlerin temsilcilerinin katılımından oluşur.) o
ildeki çeşitli sektörlerdeki ihtiyaçlar, bu ihtiyaçları karşılamaya
yönelik yetiştirilecek insan gücü sayısı, kontenjanlar, istihdam,
eğitimin finansmanı, tesisler ve yeri vb. konularda görüşler
alınıp, görüşlerin tartışılması sonucu alınan kararlar rapor
edilerek MEB ‘na gönderilir.
Bu doğrultuda illerden gelen raporlar, Milli Eğitim
Bakanlığının ilgili komisyonlarında görüşülerek, 3 veya 5 yıllık
|