|
|
||||||||||||||||
|
III.Bölüm |
||||||||||||||||
| 1. EĞİTİM SİSTEMİNİN YAPISI GENEL İLKELER VE TANIMLAR | ||||||||||||||||
|
A-.ÇAĞDAŞLIK VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM: Çağdaş eğitim, çağın koşullarına uygun düzenlemelerle olasıdır. Bu amaçla dünyanın, ülkelerin , bölgelerin , hatta illerin koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun düzenlenen, üretken bireylerin yetişmesini gerçekleştiren eğitimin üretime, bireyin ve toplumun gelişimine katkı sağladığı oranda çağdaş olabileceği tartışılmaz bir gerçekliktir.
Diyerek, kendilerinin cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş açılımlar yapılmadığında ülkemizin ne kadar büyük güçlükler,zorluklar ve sıkıntılar çekeceğine dikkat çekerek; o yıllar da bunun önlemlerini alarak çağdaş devrimleri gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca modern ve uygar bir toplum haline gelmenin,uygar ülkeler seviyesine ulaşmanın çağdaşlaşmadan geçtiğini vurgulamıştır.
Çağdaşlaşmanın yolu ise önce çağdaş ve demokratik eğitimden geçmektedir.
Çağdaş bir eğitim,demokratik, laik ve yasalara, çocuk ve insan haklarına dayalı, eğitimin bizzat içinde olan bireylerin ilgi, istek, yeteneklerini, gelişim dönemlerinin özelliklerini , bireylerin ve toplumun ihtiyaç ve beklentilerini karşılayabilen; eğitilen den eğitene kadar birinci derecede, eğitimde söz sahibi olanlar ile eğitimle ilgisi bulunan sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılımı ile çağın teknolojilerinden en üst düzeyde yararlanıldığı, bireylerin kendini sürekli yenileyip, geliştirdiği, hem bulunduğu güne, hem de geleceğe katkı sağladığı ekip çalışmaları ile düzenlenip , uygulandığı sürece çağdaş bir eğitimdir. Bireylerin demokratik karaktere sahip olarak yetiştirilmeleri esas alınmalıdır. Çocukluğun, ergenliğin her dönemin gelişim özelliklerine uygun ve bu dönemler de kazanabilecekleri davranışlarla ilişkili olumlu davranışları kazandırıp geliştirecek şekilde düzenlenmelidir. Her bireyin doğuştan getirdiği potansiyel ve sonradan kazanmış olduğu hali hazırdaki özelliklerini ve bireysel farklılıklarını; diğer değişle bireyin tüm özelliklerini dikkate alacak şekilde düzenlenmelidir. Çağdaş eğitimde, çağın bilimsel ve teknolojik gelişmeleri dikkate alınarak, uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Çağdaş bireylerin yetiştirilmesi esas alınmalıdır. İnsanın çağdaş yetiştirilip, çağdaş birey olarak davranış kazanması için, demokrasiyi ve insan haklarına inanan, özümseyen ve uygulayan, ülkesinin çıkarlarını kendi çıkarından önce sayan, koruyup, gözeten, ülkesini seven,demokratik, laik,sosyal ve hukuk devleti ilkelerini benimseyen, Atatürk’ ü görüşlerini, ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen, bilimsel ve hür düşünce gibi erdem olan davranışları kazanmış ve eyleme dönüştüren üretken ve verimli bireyler olarak yetişmeleri hedeflenmelidir. Ancak ve ancak, çağdaş ülkeler seviyesine; hatta daha üstüne çıkmamızı engelle yen, iç ve ağırlıklı dış düşmanların tutum ve engellemelerinden kaynaklandığı,Bizlerin çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığından geçtiğini, bu amaçla öncelikli olarak insanlarımızın eğitiminin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasının gelişmemizdeki gerekliliğini çok iyi bilmekteyiz. Bu konuda eğitimimizi çağdaş ülkelerde uygulanan çağdaş bir yapıya kavuşturmak ve ilk adımı atmak; çağdaşlaşmanın ilk ve en önemli adımı olacaktır. Bu konuyu, Atatürk’ün bir söylevi ile vurgulayıp, kapatmak istiyorum.
“ Biz daima, Doğudan batıya yürüdük. Eğer bu son yıllarda yolumuzu değiştirdikse itiraf etmelisiniz ki, bu bizim hatamız değildir. Bizi siz zorladınız... Ülkemizi yenileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye’ de modern, binaenaleyh batılı bir hükümet meydana getirmektir. Uygarlığa geçmeyi isteyip’ de, Batı’ ya yüzünü dönmemiş ulus hangisidir.”
Atatürk o yıllarda çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığından geçtiğini vurgulamıştır. Yine sürekli çağdaş gelişmelere uygun düzenlemelerin yapılmasının gerekliliğini , çağdaşlaşmada kararlı olunmasını şu sözleri ile belirtmektedir.
“Türk ulusunun kesin kararı, uygarlık yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. ”
B-DEMOKRATLIK–DEMOKRATİKLİK: Demokratik rejim; siyasal, ekonomik ve sosyal eşitliklerin bulunduğu,demokrasiyi tüm yönleriyle benimsemek, demokrasinin kurallarına uygun davranışlarda bulunmak, özümsemek, düşüncede ve uygulamada göstermek ne derecede gerçekleşiyorsa; o derecede demokratik olunabilir. Demokratlık, demokrat bireyler ülkesini sadece siyasi, hak ve özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar.Ekonomik bakımdan,seçme ve seçilme,kanun önün de,kendi düşüncelerini söz veya yazı ile ifade etmede vb. tüm kuralları ile eşitliğini savunmaktır. Çıkarılacak yasalarda yer alması çoğu kez anlam ifade etmemektedir. Asıl önemlisi herkese eşit olarak uygulayarak bütün savunulanları hayata geçirmektir.Diğer değişle bunu söylemesi, savunması ve yasalarda yer alması yetmez.Her birey tarafın dan konumu, statüsü ne olursa olsun yasalara uygun eşit uygulamalar ile o ulusun, o toplumun tüm bireylerinin yaşam felsefesi ve biçimine dönüştürmesi ile demokrasinin gerçekleşmesi olasıdır. Atatürk, “Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” derken eğitimin sosyal, kültürel gelişmelerde en önemli ve gerekli bir işlev olduğunu vurgulamıştır. En çağdaş yönetim biçimi demokrasidir. Bu nedenle bir ülkedeki tüm bireylerin demokrat olabilmesi için öncelikle o ülkenin siyasal sistemini çağdaş ve kendine özgü kültür değerleri üzerine temellenmesi gerekmektedir . Demokratikliği gerçekleştirmesi ise ancak o ülkedeki bireylerin çağdaş ve demokratik eğitimi ile olasıdır. Demokrasinin ve ulusal egemenliğin gerekliliğini ve önemini şu sözleri ile dile getirmektedir.Atatürk aslında demokrasinin ve ulusal egemenliğin korunmasının insanların bu konuda demokratik eğitimi ile gerçekleşeceğini belirtmektedir.
“ Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını
sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir. Demokrasi ilkesi, egemenliğini
kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak ulusun egemenliğine sahip
olmasını ve sahip kalmasını gerektirir.”
Çağdaş-demokratik,özgürlükçü toplumlarda,devletin temel görevi bireylere hizmet etmektir.
Devletin temel görevlerinden birisi olan bireylere hizmet etmek eğitim açısından ele alındığında; ülkenin çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi, gelişip, kalkınması, evrensel değerleri kazanıp, benimsemesi için bireylerin eğitimi olmazsa olmaz bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hasan Ali Yücel’ in Hürriyet Gene Hürriyet adlı eserinde, “Ben varım her şey bende var olacaktır.” Dediği nispette devlet milletin olur. Milletin olmayan, olamayan devletler yıkılmaya mahkumdurlar...“ Devlet milletin şahlanmış iradesidir.” Sözlerini söylemesinden bir yıl önce Atatürk , kurduğu hükümetin demokratik bir sisteme sahip olmasını söylemekten çekinmemiştir. Çünkü kendisinin ana düşüncesi her şeyin milletten geldiği gerçeğidir. Türk Toplumunun sağlıklı bir yapıya kavuşması, kalkınıp – gelişmesi için öncelikli olarak çağdaş ve demokratik hukuk devleti özelliklerine tam olarak sahip olması, insan hak ve hürriyetlerini bilip, koruyup, uygulaması ve benimsemesi için ülkemizde çağdaş-demokratik bir eğitim sistemine geçişle olasıdır. Eğitimde yeniden yapılanmayla ilgili direnmelere, tutuculuğa son verilmeli, en kısa sürede yeniden yapılanma yönündeki engelleri ortadan kaldırıcı yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Avrupa Birliğine giriş sürecinde, Avrupa ile entegrasyon için çağdaş yeniden yapılanmalara gidilmesi kaçınılmaz olmuştur. Cumhuriyet ’e geçiş sürecinde Atatürk ’ün eğitim alanında yaptığı devrimler ile çağa uygun yapılanmalara ışık tutarak yol göstermiştir. Bizler bu ilke devrimlerin takipçileri olmalıyız !...
Atatürk Cumhuriyeti’nin Gençleri ! Ülkenin yılmaz bekçileri ! Atatürk ’ün bize emanet ettiklerinin takipçileri olarak; Onun ilelebet kalbimizde yaşaması ve mezarında rahat uyumasını istiyorsak, bize emanet ettiği T. C.nin gelişmesini sağlayacak; çağdaş bir eğitim uygulamasına daha fazla geç kalmadan yasal düzenlemelerini gerçekleştirip, biran önce geçmemiz zorunlu hale getirmiştir. Çağdaş yapılanmaya gidemeyen ulusların , kalkınması, büyüyüp gelişmesi ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması olanaksız hale gelmiştir. Demokratik Yönetim: Siyasal, ekonomik ve sosyal vb. eşitliklerin bulunduğu, uygulandığı, yaşandığı, korunduğu; demokrasinin tüm kurallarını çeşitli yönleri ile benimsendiği yönetimde, uygun davranışları yaşam felsefesine ve biçimine dönüştüren herkes demokrattır. Demokratik davranıyordur... Demokrat insanlar, ülkesini sadece siyasi hak ve özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar. Seçme, seçilme, kendi düşüncelerini söz ve yazı ile ifade etme, kanunlar önünde eşit tutulma, ekonomik açıdan ülke gelirlerinden eşit yararlanma vb. ülkemizde yaşayan her bireyin eşit olmasını savunup, uygulamada hayata geçmesini sağlamak ister ve hedeflerler. Demokratik karakter : İnsan için erdem olan davranış ve özelliklere sahip olmak kendi tekellerinde değildir. Her insanın hakkıdır. Bireyleri değerlendirirken ırk, renk, dini inanç, yaş, milli yada etnik köken, sosyal ve ekonomik farklılıklardan dolayı ayrım yapılmamalıdır. Yalnız insan olduğu için değerlidir koşulu gerekli ve yeterli koşul olmalıdır. İnsana insanca,insana yaraşır gerekli önem ve değer;ayrım yapılmadan ve koşulsuz verilmelidir. Demokratik karaktere sahip birey bu özellikler dışında her eleştiriye açıktır. Her bireyin bireysel özelliklerine göre öğrenebilecekleri bir şeyler olacağını kabul ederler. (Empatik Yaklaşım) Savunucuğa yol açan yargısal iletişimi değil, açık iletişimi kullanırlar. Akılcı düşünürler, diğer deyişle bilimin ilke ve yöntemlerini kullanırlar.Değişime kapalı değil, açıktırlar. Geliştirici, sorun çözücü, uyum sağlayıcı, iş doyumuna ulaşıcı, özverili, kararlı ve sabırlı üretime yönelik düşünürler. Bilimsel düşünmenin temelini merak, araştırma, inceleme, gözlem, deney ve kazandığı bilgileri kullanma,sorgulama oluşturur. Gelişim dönemlerinde her döneme özgü bu özelliklerin bilinerek olumlu davranışlara dönüştürülmesi esas alınmalıdır.
C- ATATÜRKCÜLÜK: Atatürk’ ün Türk Toplumunu esaretten kurtardıktan sonra, Cumhuriyet Yönetiminin yerleşmesi ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmak için ortaya koyduğu, düşünce, görüş, ilke ve devrimleri için gösterdiği çabaların ve yaptığı uygulamaların tamamına Atatürk’ün düşünceleri diyebiliriz. Atatürk bu düşüncelerinin ileriki zamanlarda hayata geçirilmesi görevini Türk Çocuklarına ve Türk Gençliğine manevi miras olarak bırakmıştır.Bizler Atatürk’ün bu yüce emanetlerine sahip çıkmak ve ülkemizin kalkınıp gelişmesini sağlamak için önce cehaleti yenmemiz gerekmektedir.Toplumumuzun ilerleyip kalkınmasına engel teşkil eden köleliği, bölünüp, parçalanmayı, cehaleti, yobazlığı, bağnazlığı,geriye dönüşü vb. çağdaşlaşmanın ve gelişmenin önündeki engelleyici unsurlarla hep mücadele etmeliyiz.Bu nedenle çağdaş bir eğitim sisteminde Atatürk’ün düşünce görüş ve ilkelerinden mutlaka yararlanmamız gerekmektedir.Geçmişte ve günümüzde ezilen ulusların bağımsızlık ve gelişmesi yolunda esin kaynağı olan bu düşüncelerin en büyük rehberimiz olması gerekmektedir. Atatürk’ün ilke ve devrimleri, O Eşsiz İnsanın görüş ve düşünceleri her zaman bizim aydınlanma ve kalkınma yolunda ışığımız ve aydınlatıcımız olmuştur. Olmalıdır!... Bu amaçla eğitim sisteminin düzenlenmesinde ve eserimin her bölümünde onun ilkelerini, düşüncelerini ve söylevlerini dile getirdim.Yine örnek almamız gereken bazı konuları bu bölümde dile getirmek istiyorum. “ Hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı tetkik edersek, temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz.Hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı suretle tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır.Servet ve onun tabii sonucu olan refah ve saadet, yalnız çalışkanların hakkıdır.”
Eğitim sistemimizde alınan kararların geciktirilmesi, çağdaş ülkeleri gerilerden izlememiz, insanlarımızın bireysel ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi yerine, diplomalı işsizler ordusu yaratmamız vb. sorunlar hep bu hastalığımızdan kaynaklanmaktadır. Bu hastalığımızın ortadan kaldırılması “Çağdaş ve Demokratik Eğitim Dizgecine” en kısa sürede geçerek üreterek ve çalışarak, ülkesine katkıda bulunacak insanların yetiştirilmesi ilk adım olarak hedeflenmelidir.
“ Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.Bu iki ordunun her ikisi de hayatidir, kıymetlidir ve yücedir.”
Atatürk ülkemizin ilk öğretmenlerine ilk seslenişinde, ulusal egemenliğimizin ve ülkemizin korunmasında birinci ordunun , ülkemizin gelişip, kalkınmasında ve geleceğinin şekillenmesinde ikinci ordunun ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Yine Atatürk 29 Ekim 1933 ‘te Cumhuriyetimizin 10. yıl dönümünde gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmamak ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmanın, birlik ve beraberlikle yani katılımcılık anlayışı ile, azimle çalışarak; herkesin üzerine düşen görev ve sorumluluğun bilinci ile görevlerini yapmalarının ne kadar önemli olduğunu, çağın gelişmelerine ayak uydurmamızın gerekliliğini ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmamızdaki gerekliliğini ve önemini bundan 65 yıl önce belirtmiştir.Bu amaca ulaşmak için ağır ve yavaş hareket ederek değil hızlı hareket etmek gerektiğinin önemini vurgulamıştır.
“ Az zamanda çok büyük işler yaptık, bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk Kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz.Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve azmindeyiz. Yurdu muzu dünyanın en bayındır ve en uygar ülkeleri seviyesine çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş yüzyılların gevşetici anlayışına göre değil, yüzyılımızın sürat ve hareket kavramına göre düşünülmelidir.”
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin takipçileri olarak,onun ilke ve devrimlerini daha ilerilere götürmek, çağdaş koşullara uyarlamak her Türk Aydınının görev ve sorumluluğudur. Atatürk’ün Türk Gençliğine bıraktığı bu mirasın değerini bilelim. Aksi takdirde Atatürk’ ü ışıksız ve karanlıkta bırakacağımızı, Onun mirasına layık olmadığımızın bilincinde olmalıyız.Bu nedenle Atatürk’ü karanlığa sokmak isteyenlerin, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin, çok yönlü kişiliğinin takipçisi olmayarak bu ışığı söndürmek isteyenlere tek panzehirin çağdaş bir eğitim sisteminden geçtiği asla unutulmamalıdır.
Tüm bu nedenlerle, eğitim sistemimizde geriye doğru adımlar atmamak, hep çağdaş gelişmelere uygun düzenlemeler yaparak, yeni ve çağdaş bir eğitim sisteminin uygulanmasına, daha çok zaman kaybetmeden süratle geçmemiz gerekmektedir...
Ç - YÖRESELLİK: Her bölgenin,her ilin sosyal-ekonomik koşulları dikkate alınarak eğitimde yeniden yapılanmalara ve düzenlemelere gidilmelidir. Gaziantep ili sanayide gelişen bir ilimizdir. Bu ilin ve yörenin koşullarına uygun olan sanayiinin tüm birimlerinde ve gerekli meslek alanlarındaki ara gücü elamanlarının ve diğer birimlerde her düzeyde istihdam edilecek personelin yetiştirilmesini sağlayacak programlara yer verilmelidir. ( teknisyen, tekniker,mühendis vb.) Şanlıurfa ile tarım ve hayvancılık alanında gelişmektedir.Tarım,hayvancılık alanında sektörlerin daha çok gelişmesini sağlamak için eğitim programları bu alanlarda yetiştirilecek her kademedeki bireylerin yetiştirilmesini esas almalıdır. İskenderun, turizm,konaklama,otelcilik,denizcilik gelişen bir il ise bu sektörlerde ve alanda gelişmeyi sağlayacak ve üretimi arttıracak her seviyede elemanların yetiştirilmesini sağlayacak programlara öncelikli olarak yer verilmelidir. İstihdam alanları az ve sınırlı sayıda gelişimi sağlayacak özel ya da devlet sektörü bulunan diğer illerimizde ve yörelerde tüm bu koşullar dikkate alınırken, ham maddesi o yörelere yakın yerlerde bulunan ya da her ilin koşullarında açılabilecek nitelikteki, bazı sanayii alanları, sektörleri ve kurumları ya da fabrikalar özel sektör ve girişimcilere kolaylık sağlanarak, teşvik edilerek, bu yörelerimizde de istihdam yaratacak şekilde bir yapılan maya gidilmelidir. Bunun yanında tüm illerde küçük ve orta boy işletmeler devletin düşük faizli kredi ya da daha farklı desteği ile desteklenmelidir. Ülkemizde bu amaçla yapılan bilimsel araştırmalardan yararlanmalı, gerekiyorsa daha detaylı araştırmalar değerlendirilerek; o bölgenin,o ilin koşullarına uygun (Sanayii, turizm, ticaret, hayvancılık, denizcilik, endüstri vb. işkollarında ) araştırmalar o ildeki ve ülkemizdeki Eğitim Komplekslerinin ve Kampusların bilimsel araştırma sonuçları dışında diğer illerin Eğitim Komplekslerinin ve Kampuslarının araştırma sonuçların dan da yararlanılmalıdır. Ayrıca ( Bilim adamları, araştırmacılar, ekonomistler, sanayi-ticaret odaları, Eğitim Kompleksleri, sivil toplum örgütlerinin vb.) katılımı ile oluşturulacak kurullar ve yapılacak toplantılara bu kesimlerinde görüşleri doğrultusunda kararlar alınmalıdır. Bu toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda 5 yıllık il kalkınma ve ülke kalkınma planları oluşturulmalıdır. Bu planın, (Devlet Planlama teşkilatı ) iller ve ülke genelinde hayata geçirilip, noksansız uygulanması için gerekli düzenlemeler tüm mevcut olanaklar seferber edilerek yapılmalıdır. Eğitim- öğretim durumuna göre istihdam edilecek iş alanları önceden belirlenmelidir. Geçici olarak uygulama için eğitim kompleksleri belirlenerek uygulamaya geçilmelidir. Daha sonra tüm illerde ya da bölgelerde bu kompleksler yaygınlaştırılabilir. Aynı model den yararlanılabilir. Kalkınma planlarında o ilde hangi iş kollarının oluşturulması gerektiği ,planlaması, ilin koşullarına uygun ağırlıklı programlar ve ülke genelinde geçerli olacak belirli sayıda programlar belirlenmesi ve açılması, istihdamı,kontenjanlar, programlarla ilgili her türlü düzenlemelerin yapılması ve yeniden yapılanmaya uygun geliştirme ve verimliliği arttırıcı çalışmalar,istihdam vb. tüm koşullar oluşturulmalıdır. Örnek: Tekstil iş kolunda Gaziantep ilinde lise düzeyinde olacak(mesleki eğitimde uygulamaların 3308 sayılı çıraklık eğitim kanununa uygun uygulamalı eğitim ağırlıklı ve ücret karşılığı iş yerinde,iş başında eğitim koşullarına uygun olması) ne kadar tekstil teknisyenine ihtiyaç olduğu (5 yıl içinde), 2 yılık M.Y.O mezunu olarak ne kadar tekstil teknikerine ihtiyaç olduğu ve Mühendislik Fakültesi mezunu tekstil mühendisine ne kadar ihtiyaç olduğu,Türkiye’de tüm bu sektörler Gaziantep gibi il il belirlenerek; 5 yıllık planlama doğrultusunda Türkiye’de tekstil sektöründe ne kadar elemana ihtiyaç var belirlenir.Bu doğrultuda ihtiyaca göre kontenjanlar açılır.Bu kontenjan belirlemesinde uyulması gereken en önemli kural, her sektörde ve kademedeki ihtiyaç duyulan kontenjan sayıları,eğitim komplekslerine bağlı her kademedeki kurum için belirlenen sayıyı geçmemelidir. Daha sonra dikey geçiş, açık öğretim ve benzer alanlara geçişler kontenjan fazlalıkları da bir sonraki 5 yıllık il ya da ülke kalkınma planlarına dahil edilerek kontenjan fazlalığı, elamanın mezun olması önlenmelidir.Ayrıca aynı şekilde fakültelerde mastır ve doktora yapacak öğrencilerin de kontenjanları belirlenmelidir. Bu amaçla tek merkezden (MEB.) alınan kararlarla değil, MEB. nca hazırlanan Genel Program,Eğitim Komplekslerinin bünyesindeki komisyonlarca ( Eğitim Komplekslerine bağlı, kampuslardaki fakülte, kampus ve amfilere ayrılmış her kademedeki eğitim kurumları, bünyesindeki çeşitli kurumların ilgili eğitim komisyonlarında alınan kararlar ve hazırlanan programlar eğitim üst kuruluna gönderilir. Onaylandıktan sonra o ildeki Eğitim Komplekslerinde uygulamaya konulur.Hukuki ve yasal yönden bazı sakıncalar yaratacağı kanaati oluşanlar MEB.nın taşra birimlerince onaylanır.Onayda sakınca görülecek ya da tereddüt edilen durumlarla ilgili MEB Merkez Teşkilatının ilgili birimlerine gönderilerek en kısa sürede onay alınarak yürürlüğe girer.) O ilin ve Eğitim Komplekslerinin koşullarına uygun gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra, Eğitim Komplekslerinin Yönetim Kurullarının onayından sonra, uygulama oluru alınmak üzere İl Milli Eğitim Kuruluna gönderilir. İl-İlçe Program Komisyonunda değerlendirilip son şekli verildikten sonra (Milli Eğitim Üst Kurulu yetkililerince düzenlenmelidir). Bu kurulun ya da MEB onayından sonra yürürlüğe girer ve uygulamaya konulmak üzere ilgili Eğitim Kompleksinin yönetimine gönderilir.
D - BİLİMSELLİK:
Bilgi Üretme: Bilgiyi araştırma,bulma,öğrenme ve yararlanma,bu amaçla bilgisayar- Internet, bilişim teknolojileri gibi çağın yeniliklerinden yararlanma, bireylerin kendilerini ve çevrelerindeki varlık ve olayları anlama, takip etme aralarındaki ilişkileri görmek, farkına varmak, önemini sezmek, araştırmak,tartışmakla doğru ve gerçekçi bilgilere ulaşılır. Kısaca çağın teknolojilerinden yararlanıp, bu bilgiler, çağdaş araç ve yöntemlerle öğrenilip, kullanıldığı ölçüde bilimsellik anlamını taşır. Çalışmaların bilimsel olabilmesi için deneysel yöntemlerle doğrulanmış belirli olgu, olay ya da konuların bütünün bir araya getirilmesi dışında yani Bilimsel Yöntem dışında geçerliliği olan başka bir yöntemden yararlanılmamalıdır.Çünkü gerçek veriler bilimsel yöntemle ve bilimi rehber edinerek gerçekleştirilebilir.
“ Uygarlık yolunda başarı, yeniliğe bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve fen alanında başarıyı sağlamak için tek gelişme ve ilerleme budur. “
Bilim ve toplumsal bir süreç olan bilimsellik, çağımızda yeni enformasyon teknolojileri, evren bilim ve genetik, iletişimde yeni gelişmelerdeki hedef evrensel bilimleri oluşturmak çabalarından kaynaklanmaktadır.Bu gün teknoloji ile ekonomi birleşerek, bilgisayar destekli tasarımı,otomasyonu, bilgi iletişimle birleşerek,bilişimi, bilgisayar eğitimde yer alarak bilgisayar destekli eğitimi vb. teknolojileri ortaya çıkarmıştır. Yani çağımız, bireysel üretim ve kişisel projeler yerine ekip çalışmaları ile kitlesel ölçekte projeler üretilmesini sağlamaktadır. Sibernetik Uzay Çağını yaşadığımız günümüzde, bütün dünyadaki insanlar gibi bilgiyi aramalı, ulaşmalı, paylaşmalı,yararlanmalıyız. Bu amaçla Internet, campusevre vb. bilgisayar ağlarının insan yaşamına girmesi gerekir. Eğitim-öğretimde, bütün bu teknolojilerden yararlanarak, bilimsel düşünmeyi ve bilgi üretmeyi, bilginin insan oğlunun yararına kullanılmasını sağlayacak tüm yasal düzenleme ler yapılmalıdır. Atatürk ilke ve devrimlerini , kısaca Atatürkçü düşünce sistemini ön plana alan, çağın teknolojik bilimsel değişim ve gelişimlerine açık ve içinde yaşanan çağın koşullarına uygun eğitim sisteminde de çağdaş - bilimsel ve ülke koşullarına uygun düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Gelişmemiz, kalkınmamız için, çağımıza uygun üretken ve verimli insan gücü yetiştirmemiz, eğitimde çağdaşlaşmadan ve çağdaş teknolojiler den yararlanmaktan geçmektedir. Bu amaçla çağdaş ülkelerin seviyesine erişmekte tek rehberimiz Atatürk’ ün gösterdiği gibi bilim olmalıdır. Bilime erişmenin yolu ise öncelikli olarak, çağdaş ve bilimsel bir eğitim sistemine geçişle gerçekleşebilir. Bu gerçeklik hiç bir zaman unutulmamalı ve savsaklanmamalıdır... Atatürk akıl ve bilimin önemini, vazgeçilemeyecek manevi miras olarak bizlere bıraktığını şu sözleri ile vurgulamaktadır.
“ Ben manevi miras olarak hiçbir nas’ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur. Benden sonra beni izlemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin kılavuzluğunu kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. “
Günümüzde, toplumsal, ekonomik ve üretim etkinlikleri vb üst yapı alanlarına da yansıyan hızlı değişiklikler, din, sanat, hukuk, politika, eğitim vb. toplumsal alan dediğimiz alt yapıları da değiştirerek al aşağı etmektedir.Yalnız herkesin bildiği bir gerçeklik vardır. Üst yapıdaki değişiklikler sürekli olarak, altyapıdaki değişikliklere kıyasla daha dirençlidir ve daha yavaş gelişmektedir. Bu nedenle gelecekte insan oğlunun altyapının, diğer değişle bilimsel gelişme ve değişimler sonucu ürettikleri nesnelerin köleleri haline gelme tehlikesine karşı sürekli uyanık olmaları gerekir. İşte alt yapıyı oluşturan kurumlardan en önemlisi ve her alanda gereksinim duyulan eğitim yani Bireysel Eğitim önemsenip, düzenlenirse, insanın oluşturduğu güçlü ve sağlıklı bir kişilik sayesinde gelecekte teknolojinin kölesi olmasını engelleyecektir. Çünkü her çağda insani özelliklerin devam etmesi,sürekliliğinin sağlanması her bireyin bir değer olduğu ilkesi ile hareket eden bireylerin bireysel olarak gelişimini sağlayan Bireysel Eğitimle gerçekleşeceğine inanmaktayım. Çağın koşullarına uygun eğitim, ülkemizde okul öncesinden başlayarak, eğitim- öğretimin her kademesinde yaygınlaştırılarak, aşağıda belirtilen amaçları gerçekleştirebilmelidir. Eğitimin her aşamasındaki bireylerin ayrıcalık tanınmadan , bireysel özelliklerine uygun optimum gelişmesini sağlayan; kendine güvenen ,özgüven duygusu gelişmiş ,kendi kendisi ve başkalarıyla barışık, yakın çevresinden başlayarak aşamalı olarak toplumla ve tüm insanlarla barışık ,olumlu davranışlara sahip , sağlıklı kişilik ve karakter kazanmış, insanları ayrım yapmadan ve karşılık beklemeden seven, temel insan hak ve özgürlüklerini bilen – savunan ve uygulayan, bağımsız, ,demokratik, çağdaş ve hür düşünceye sahip, karşılaştığı güçlük ve sorunları aşmada akılcı, çok yönlü ve tarafsız düşünüp kararlar veren, yapıcı çözüm yolları üreten, sağlıklı davranan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olmakla yetinmeyip Onun düşüncelerini her zaman savunan, kollayan, uygulayan, ve takipçisi olan ; bizlere,
Onun eşsiz emaneti , laik,demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan T. C. Devletini her zaman koruyup kollayan, ,vatanını ve milletini seven,bu ülkenin vatandaşı olmanın ayrıcalığı ve gururunu duyarak, her zaman ülkesini yüceltmeye çalışan, çağdaş-teknolojik ve bilimsel değişim-gelişmelerden yararlanıp ,düzenlemeler yapmayı alışkanlığa dönüştüren , çalışkanlığı ulus olarak amaç edinen ve olumsuzluklarda yılmayıp hep mücadele ede bilen sağlıklı karakter ve sağlam kişilik sahibi bireyler yetiştirmeyi amaç edinmelidir.
“ Uygarlığın coşkun seli karşısında direnmek beyhudedir. Dağları delen, semalara uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, etüt eden uygar lığın, bilimin karşısında, kudret ve yürekliliğinde; eski zihniyetlere, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan milletler yok olma ya ve hiç olmazsa tutsak ve aşağılanmaya mahkumdurlar. “ diyen Ulu Önder M. Kemal Atatürk’ ün bu sözlerine kulaklarını tıkıyorlar. Halen eskimiş ve bir çok ülkede, ülkemizde denenmiş ve sonuçta bir çok olumsuzluklara yol açan, bu çağdışı eğitim sistemlerinde direnmenin bir sonuç vermeyeceği, bilimin ışığı önünde direnen ulusların gibi yok olmaya, diğer ülkelerce dışlanmaya ya da tutsak edilmeye mahkum olacaklarını; kalkınıp gelişmenin tek ışığının bilim olduğu gerçeğini neden anlayamıyorlar...
“ T.C. ‘nin Halkı, yeni ve gelişmiş bir toplum olarak, sonsuza dek yaşamaya karar vermiş, tutsaklık zincirini tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklarla parça, parça edilmiştir.”
Diyen Atatürk, sonsuza dek yaşamamız ve tutsak olmamamız için bilimi rehber edinmemiz gerektiğini ve ancak bilimi rehber edinenlerin kendisinin manevi mirasçıları olabileceğini ise aşağıdaki sözleriyle vurgulamıştır..
“ Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.”
Yine “ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. “ diyerek, çağdaş uygarlık düzeyine yükselmemizde, bilimin öncü ve yol gösterici olduğunu, kalkınmanın ve gelişmenin yolunun bilimden geçtiğini ise şu sözleri ile vurgulamıştır.
“ Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit bilim ve tekniktir. Bilim ve tekniğin dışında doğru yol aramak gaflet, cehalet ve doğrudan sapmadır.”
E- BİREYSELLİK: Bilgi çağını yaşadığımız şu günlerde, bilginin üretilmesi ön plana gelmiştir. Bilginin üretilmesi , bilgili bireylerin yetiştirilmesinin önemini arttırmıştır. Çünkü çağımızda ürünün çabuk, kaliteli ve seri üretimini makineler, çağın makinelerini üretmek için gerekli bilgiyi ise alanında nitelikli yetişmiş insan gücü üretmektedir. Bilginin üretiminde, nitelikli bilginin üretilmesi esas alınmalıdır. Çağımızda insanlar edindikleri nitelikli bilgilerle, ürettikleri makinelerden yararlanarak, nitelikli üretimi gerçekleştirmektedirler. Nitelikli bilgi, insanın nitelikli yetişmesi ve yetiştirmesi ile gerçekleşir.İnsanın iyi yetişebilmesi, kendini gerçekleştirip, kanıtlayabilmesi, bireysel ayrıcalıklarına uygun hazırlanmış eğitim programları ile gerçekleşir. Bu amaçla her bireyin bireysel ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi , çağımızın eğitim sistemlerinde hedeflenmelidir. Her birey doğuştan kalıtsal, biyolojik,duyusal, zihinsel ve fiziksel vb. özellikler bakımından farklı, farklı özelliklerle donatılmış olarak yani farklı potansiyelle dünyaya gelir. Doğuştan biyolojik ve kalıtsal özellikleri ile donatılmış olarak dünyaya gelen birey,çevrenin olumlu ya da olumsuz koşullarından etkilenerek, belirli oranda değişimlere uğrar.Bilişsel alanda ( algılama,anlama,kavrama,hayal gücü,düşünce vb.), duyusal alanda (hissetme, önsezi,sevinç,üzüntü,nefret,acı,olaylara karşı duyarlı ve duyarsız oluşu vb.), psiko-motor ( insan organizmasının olaylar karşısında verdiği tepkiler) yetenek (Eğitim yolu ile bilgi ve beceri kazanma, neyi yapıp ve yapamayacağı vb. gücünün belirleyicileri de diyebiliriz.), ve kişilik her bireyde farklı farklıdır. Her birey, bulunduğu çevrenin olumlu ya da olumsuz koşulları ile etkilenir. ( Anne-baba ve ebeveyn ya da eğitmenin özellikleri,yaşadığı ortam ve koşulları, kitle iletişim araçları ve diğer tüm olanaklar.) Bu potansiyel güçleri destekleyerek geliştirebileceği gibi azaltılıp,kısırlaştırıp yada köreltebilmektedir. Bu nedenle her birey, doğuştan getirdiği potansiyel güçleri oranında eğitim-öğretim koşullarından yararlandığında; yeteneği ortaya çıkıp, gelişebilmektedir. Bireyin, örgün eğitime başlayıncaya kadar, yaşantısının belirli dönemlerinde olumsuz koşullar sonucu bazı yetenekleri keşfedilmemiş ya da ortaya çıkarılmamış olabilir. Eğitimin temel amaçlarından biri bireyin bu durumuna uygun koşullarında düzenlenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle bireyin yaşantısının her döneminde bireysel ayrıcalıklarını ön plana alan ve bireyin her dönemde kendini her seviyede geliştirmesine katkı sağlayan bir eğitim modelinin oluşturulması, olmazsa olmaz bir koşul ve zorunluluk olmalıdır.
F–KATILIMCILIK: Her ilin koşullarına uygun olan, Sanayii ,Turizm ,Tarım ,Ticaret ,Hayvancılık , Madencilik vb sektörlerde eğitim alanında ne gibi planlama ve çalışmaların yapılacağını belirlemek amacı ile İl Milli Eğitim Üst Kurulu toplanır. Bu toplantıya, Valilik-İl Milli Eğitim Müdürlüğünün, Yerel Yönetimlerin , İlgili Eğitim Kompleksi yönetici ve temsilcileri, Türkiye’de bu alanda bilimsel araştırmalar yaparak kendini kanıtlamış akademisyen ve araştırmacılar ve Sivil Toplum Örgütlerinin (Odalar,birlikler,dernekler,sendikalar,konfederasyonlar,kuruluşlar vb.) yönetici ve temsilcileri katılır. Bu kurulda her ilin 5 yıllık kalkınma planları doğrultusunda eğitimle ilgili her türlü sorunu tartışılır ve kararlar alınır.O ilde hangi alanlara ve iş kollarına ihtiyaç bulunmaktadır,bunların,planlanması,programların ,hangi alanda ne kadar ve ne niteliklerde öğrencinin yetiştirilmesi ve bunların istihdamı vb. her türlü düzenlemeyi kapsayan kararlar alınır. Eğitim Kompleksi bünyesindeki, tüm kampus ve amfilerdeki her kademedeki eğitim-öğretim kurum ve kuruluşları ( Okul öncesi eğitiminden yükseköğretime kadar, yükseköğretime bağlı tüm fakülteler, tesisler vb. kampusun tamamı.) ve tüm birimlerdeki yöneticiler, branş / bölüm / alanların zümre/ bölüm başkanlarının, öğrenci temsilcilerinin katılımı ile tüm kararların alınması gerekmektedir. Kampustaki , eğitim-öğretimin kaliteli ve verimli olabilmesi, sorunlar çıkma ması,tüm kurum ve kuruluşların bünyesindeki ilişkilerin sağlıklı olarak yürütülmesi ; katılımcılık, eşgüdüm ve koordinasyonun sağlıklı yürütülmesi ile gerçekleşir. Eğitim Kompleksi Yönetim Kurulunun projelerinin,alınan her türlü kararın tüm kesimlerinin katılımı ile görüşleri doğrultusunda belirlenip, karara bağlanması katılımcılığın gereğidir. Ayrıca açıklık ilkesi gereği, Eğitim Kompleksine bağlı tüm bölümlerde dedikoduları önleyici bir rolü bulunmaktadır. Başlangıçta Milli Eğitim Üst Kurulunda, o ilin koşullarına uygun meslekler, programlar, planlamalar,istihdam ve finans alanları vb. eğitim-öğretimle ilgili her türlü kararlar, katılımcılık esası ile il valisi, kaymakamlar, il –ilçe milli eğitim, yerel yönetim , sivil toplum örgütleri, Eğitim Komplekslerindeki her kademedeki birimlerinin başkan ve temsilcilerinin katılımı ile toplanır. Bu toplantıda ilin koşullarına uygun eğitim-öğretimle ilgili genel kararlar alınır. Atatürk katılımcılığın önemini, ulusal birlik ve beraberlikle her güçlüğün yenileceğini, her sorunun çözüleceğini belirterek, birlik beraberlik içinde çözülemeyecek sorunun olmaya cağını ve karanlıktan aydınlığa çıkmamızda tek aydınlatıcı yolun bilim olduğunu; kalkınmamızın koşullarından birinin bilim ve katılımcılık olduğunu, mesajını o yıllarda veren ileri görüşlü bir lider olmuştur.
“ Türk Ulusu, ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilir. Çünkü, Türk Ulusunun yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet bilimdir. Biz esasen ulusal varlığın temelini, ulusal şuurda ve ulusal birlikte görmekteyiz. Türk Ulusu ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. “
” Büyük işler, mühim teşebbüsler ancak müşterek mesai ile mümkündür.”
Sözü ile katılımcılık ve ekip çalışması ile güç sorunlar çözülür ve önemli görevlerin ancak katılımcılıkla çözüme kavuşacağı, hayati önem arz eden teşebbüslerin ekip çalışmaları ile çözümlenip, başarılı olunacağını vurgulamıştır. Eğitim kurumlarının çağdaş ve özerk bir yapıya kavuşması için, çağın gelişen koşullarına ayak uydurması ve bilimin beşiği işlevini yürüterek, diğer uluslara örnek olabilmesi için, tüm çalışanlarının kendilerinin özgür iradesi ve demokratik usullerle seçilmesi, herkesin görev ve sorumluluklarının bilinci ile hareket ederek, paylaşımcı,özveri ve işbirliği içinde ve alınan kararlara katılması, oluşturulan kurul ve komisyon kararları ekip çalışması ruhu ile alınıp, işbirliği ve koordinasyon içinde hayata geçirilmelidir.Ayrıca ildeki eğitimle ilgili sektörlerin ve sivil toplum örgütlerinin ve il komisyonlarında alınan kararlar da dikkate alınarak gerekli düzenlemelerin yapılması, diğer değişle herkesin görüş katkılarının sağlanarak toplumun bütünleşmesi, katılımcılık ilkesinin gereklerindendir.
G- AÇIKLIK VE SAYDAMLIK: Ülkemizin yolsuzluk, talan ve vurgun cenneti olmaktan kurtulması, insanlarımıza dürüst, temiz, güvenilir, sağlam kişilik sahibi vb. insani özelliklerin kazandırılması ile temiz toplum özlemimiz gerçekleşebilir. Bu özlemin gerçekleşip ülkemizin kalkınmasında açıklık ve saydamlık ilkelerine uyulması olmazsa olmaz eğitim ilkelerinden biri olmalıdır. Eğitimciler bu gibi örnek davranışları göstererek öncü olmakla kalmamalı,eğitimci misyonunun gereği geleceğimizin güvencesi olan çocuklarımızı ve gençlerimizi dürüst, güvenilir,temiz, ülkesini ve milletini seven, koruyan, kollayan, Atatürk ilkelerini ve ülkemiz gerçeğindeki temel ilkeleri rehber edinen bireyler olarak yetiştirmek hatta bununla da yetinmeyerek;her türlü eleştiri ve öz eleştiriye açık, saydamlık anlayışına sahip, tartışan, sorgulayan, paylaşan, bilgi aktaran vb. insan için erdem olan davranışların kazandırılmasını sağlayıcı olmalıdır. Eğitim Komplekslerindeki ( Bünyesindeki Kampuslar, Amfiler ve diğer birimler.) tüm çalışmaların başarılı ve kaliteli olabilmesi için yukarda belirtilen ilkelere uyulması, tüm faaliyetlerin ekip çalışması anlayışı ile yürütülmesi ve tüm eğiten ve eğitilenler arasında işbirliği, güven ve özgüven geliştirilip, gerçekleştirmelidir. Bunun sağlanmasının ön koşulu, tüm yapılan çalışmalar ve sonuçları; Eğitim Kompleksinin Yayın-Basın Organlarında ve kurumlarındaki duyuru panolarında Televizyonlarda,, Internet sayfalarında, açıklık ilkesi ile tüm kesimleri bilgilendirmek amacı ile duyurulmalıdır. Duyuru sonucu ortaya çıkacak sorunları ortadan kaldırmak, bireylerin kafalarında soru işaretleri oluşturmamak amacı ile önceden açıklanacak bilgilerin tüm ilgili taraflarca hazırlanıp, görüşleri ile beslenerek, düzenlenmesi ve yönetimin onayı ile yayınlanması esas alınmalıdır.
Ğ- LAİK VE ÖZERK EĞİTİM :Cumhuriyet öncesi, ülkemizde din ve devlet işleri daima tek kişilerin elinde kalmış, hem dinsel hem de dünyasal sorunların yönetim mekanını belirli kişiler işgal etmiştir.Bu nedenle din ve devlet işleri çoğu zaman birbirine karıştırıldığı için, tutuculuk bağlarından kopmayarak,özgür ,akılcı ve bilimsel düşünceye kapılarını sürekli kapalı tutmuşlardır. Bilimsellik konusunda Atatürk’ün çeşitli sözleri ile bunu vurguladığını görüyoruz.O yıllarda bu tehlikeyi gördüğü için, bilimin , gelişmenin ve kalkınarak çağdaş bir ulus olmanın önündeki bu engeli ortadan kaldırmak için ancak laikliğin kabulü ile, bu iki işlevin birbirinden ayrılacağının olmazsa olmaz bir koşul olduğunu görmüştür.
” Laiklik dine siyasetin karıştırılmaması yolunda verilmiş olan bir hürriyetin adıdır.Bu devrim sayesinde Türk Milleti, yasalara aykırı olmadan istediği fikre ve itikada inanabilmekte, fikir ve itikat ayrılığından dolayı bir zümre öbürü üstünde üstünlük iddiasında bulunmamaktadır. Kim ne, mezhepte bulunursa bulunsun, Türk Vatandaşı olarak eşit bir hürriyetin sahibidir. Hürriyet yine Hürriyet adlı eser.”
“ Mukaddes ve tanrısal olan, inanç ve vicdani kanaatlerimizin karışık ve dönek olan, her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından, bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, ulusun dünya ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zorunluluktur.” Din işleri çeşitli çıkar çevrelerince, devlet işlerine ve özellikle eğitime alet edilecek bir araç haline getirildiğinde din, yurttaş ve devlet bundan zarar görür; zararın en büyüğü ise ülkeye verilen zararda görülür. Laikliğin kabulü ile okullarda laik eğitim verilmeye başlanmıştır.Atatürk bilim ve kalkınma kadar eğitimde laikliğin ne kadar önemli olduğunu 24 Ağustos 1924 yılında “Öğretmenler Birliği Kongresinde” şu sözleri ile dile getirmiştir. “ Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister.... Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar ister.Ulusal ahlakımız uygar esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve desteklenmelidir. “
Atatürk bu amaçla Anayasamızdan başlanılarak, laik esaslara uygun düzenlemelerin yapılmasını gerekliliğini, gerçek laikliğe ancak bu suretle ulaşılacağını belirtmiştir. Türkiye’de laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasını tek ve dar kapsamlı bir ifade eden bir nitelik değil; aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğüne olanak tanıyan ve bu özgürlüklerin kullanılmasını sağlayan ve akılcılığı savunan temel kurallar bütünü olarak ortaya çıkmıştır.Bu amaçla dini devlet işlerine alet etmemenin yanında inanç özgürlüğünü savunan temel bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Atatürk, “ Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” Diyerek, din konusundaki olumlu görüşlerini belirtmiştir. Devamla, ” Bizim dinimiz en makbul ve en doğal bir dindir.Ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.Bir dinin doğal olması için akılcı,fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir.Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Hangi şey ki akla, mantığa, kamu çıkarına uygundur, bilin ki o bizim dinimize de uygundur.”
Yasalara aykırı olmadan herkes ibadetini, ayinini, dini törenlerini ve kanaatlerini açıklamaya ve yapmaya zorlanamaz.Bu inançlarından dolayı kınanamaz. Dinsel duyguları ve inançları özgürce kullanırken, inancımız gereği ibadetlerimizin Allah ile kul arasında olacağını unutmadan; politik çıkar hesapları için kullanmamak ve dinin sömürülmemesi için laiklik bir engel değil, varlığı dinin güvencesidir.Devletin sosyal,ekonomik politik ve hukuk vb. temel yapılarının kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayı reddeder.Bu amaçla eğitim sektöründe, insanın eğitimi hedeflendiği için eğitimin temel ilkeleri olarak laiklik zorunlu olmalıdır.
Laiklik, karanlığın ve bağnazlığın düşmanı aynı zamanda aydınlığa açılan yolun başlangıcıdır. Cahillikten kurtulup, karanlığın girdabında boğularak yok olmak istemiyorsak, demokrasiye, çağdaşlaşmaya, gelişip, kalkınmamıza ışık tutan ve tek güvencemiz laikliğe insan olarak, sahip çıkmamız gerekmektedir.
Her Eğitim Kompleksi merkezi yönetime bağlı olarak görev yapabilir. Merkezi yönetim devlette devamlılık ilkesi ile yasalara uygun denetleme ve koordinasyon görevini yürütür. Ancak hiçbir zaman siyasi ya da keyfi davranamaz.Ancak bu eğitim kurumları kendi içinde yasal özerk bir yapıya sahip olmalı, kendi yöneticilerini demokratik esaslarla seçebilmelidir. Çözülemeyecek sorunları, her eğitim kompleksince seçilip,temsil yetkisi verilen Eğitim Kompleksleri Üst Kurulu vasıtası ile çözebilmelidir.
H-KALKINMA PLANLARINA VE İHTİYAÇLARA UYGUNLUK Her yörenin,ilin eğitim koşullarına uygun Mili Eğitim Üst Kurullarında alınan kararlar rapora bağlanarak ilgili mercilere gönderilir. Bu kararlar 3 veya 5 yılı kapsayacak şekilde belirlenir. Tüm illerden, yörelerden gelen raporlar doğrultusunda ilgili birimler Türkiye’deki 5 Yıllık Kalkınma Planlarını ve Eğitim Politikalarını oluşturur. Karşılıklı işbirliği ve koordinasyon içinde her türlü kararlar alınıp, yasal düzenlemeler bu doğrultuda hedeflenir. Diğer değişle kararlar yukardan hazırlanıp, uygulanması istenmesi yerine, illerin somut uygulanabilir kararları tek merkezde toplanarak, illerin öncelikli ihtiyaç, beklentileri ve koşullarından başlanarak, ülkenin ihtiyaç ve koşulları belirlenir. Belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda ülkemiz gerçeklerine en uygun MEB. Genel Eğitim Programı uygun gerekli yasal düzenlemeler yapılarak hazırlanır. Bilineceği gibi bir programın sağlıklı uygulanabilmesi için koşullardan biri de programın ilin aynı zamanda öğrenecek, kaliteli yetişecek öğrencinin koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun olması öğrencide öğrenme isteğinin oluşmasında ve ilin üretken ve verimli bireyler yetiştirerek gelişip, kalkınması yolundaki misyonunu gerçekleştirecektir.
I– ÜRETKENLİK VE YARARLILIK: Öğrenilecek her bilginin, hazırlanan her eğitim programının, bireylerin ve toplumun yararına olacağı, toplumu üretken hale getirip , kalkındırarak; insanlara mutluluklar getireceği ilkesi temel ilke olarak ele alınmalıdır. Yalnız insanlığa, topluma yararı kadar o ildeki tüm kurum ve kuruluşların üretime kazandıracağı katkı ve yarar ön planda tutulmalıdır. Bu amaçla eğitim programlarında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Hazırlanan Eğitim Programı, bireylere ve toplumun tüm fertlerine eşit şekilde yararlı olduğu , üretime ve ülkemizin gelişip, kalkınmasına katkı sağladığı derecede iyi ve geçerli bir program olacaktır.
İ – SÜREKLİLİK VE SÜREKLİ YENİLEYİCİLİK : Eğitim Kompleksi, ( Bünyesindeki kurum ve kuruluşlar,programlar, planlama tesisler,araç-gereçler vb.) çağın gelişen koşullarına uygun olarak sürekli düzenlemeler yapılmalı ve çalışanların da sürekli hizmet-içi eğitimlerle kendilerini yenilemeleri sağlanmalıdır. Ayrıca insanın değişen koşullara sağlıklı uyumu ve direncini azaltıcı ve yenilikleri sağlıklı kabul etmesini sağlayıcı çalışmaları yapmalıdır. ( Türk toplumun ve insanın doğası gereği yeniliklere direnme karşı çıkma kabullenmeme, kendini açık tutmama tutum ve eğilimleri egemendir. Bu daha çok karşılaştıkları güçlükle mücadele ve yeni duruma uyum güçlüğünden çok ataerkil aile yapısının gelenekçi bağımlılığından kaynaklanabilir. )
J – HER YERDE- HERZAMAN KARMA EĞİTİM : Eğitim okul çağındaki çocuklara ve gençlere belirli mekanlarda örgün eğitim yolu ile verilen eğitimle sınırlandırılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin her yaştaki bireylerine, yaşantılarının her döneminde yeteneklerine uygun istedikleri programlarda ki dersleri alıp, belirli dönemlerde (Gece, tatil süreleri, mesai dışında, Internet ortamında vb. Eğitim komplekslerinden yönelebilecekleri programlarını almaları. ) eğitim-öğretimlerini örgün ya da yaygın eğitim yolu ile tamamlamalarına olanak tanınmalıdır. Diğer değişle öğrenim görmek isteyen her bireyin öğrenimine eşitlik ilkesi ile açık olmalıdır. Yaygın eğitimde, (Zorunlu eğitim çağı dışında) okul çağı olsun olmasın her yaşta ve her mekanda ( Ev de, ceza evinde, iş yerinde, İnternet ortamlarında çağın iletişim araç ve olanaklarından yararlanılma yolu ile mekan sınırlanması yapılmadan uzaktan eğitim modeli) gerekli eğitimi almaları, kendilerini geliştirip, yenilemeleri sağlanmalıdır.
K – SORUN ÇÖZÜCÜLÜK: Eğitim-öğretim ortamında ortaya çıkan sorunları çözmek yerine sorunun bir parçasına dönüşen klasik eğitim yaklaşımlarından vazgeçilerek,ortaya çıkan sorunları tüm tarafların katılımı ile oluşturulan komisyonlarda ; bilimsel, akılcı ve gerçekçi yaklaşımlar ve ekip çalışması anlayışı ile anında çözümler üretilmelidir.Bu çözüm yolları anında , kararlılıkla sorunu ortadan kaldırıcı yaklaşım modeli ile uygulamaya konulmalıdır. Sorunların anında çözülmemesi eğitim kurumunu zora sokup , dedikodulara yol açmakla kalmayacak, bireylerin güvenini sarsarak, acizlik içine düşmesine ve sorunların büyümesine ve çözümün güçleşmesine yol açacaktır.Eğitim Komplekslerinde çözülemeyen sorunlar İl Üst Eğitim Kuruluna ya da Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna götürülür. Her aşamada amaç sorunun yasalara uygun ve bilimsel yöntemle geciktirilmeden çözümü ve sorunun ortadan kalkmasını sağlayıcı olmalıdır.
L – MÜKEMMELLİ HEDEFLEME VE YAKALAMA : Eğitim, bir ülkenin gelişip kalkınmasında ve çağdaş ülkeler seviyesine gelmesinde; Atatürk’ün çeşitli söylevlerinde belirtip, tahlil ettiği gibi çok önemli bir unsurdur. Çünkü her türlü sektör kurum,kuruluş ve alandaki bireylerin yetişmesi,verimli, sağlıklı,üretken, kişilik sahibi, yararlı bireyler olarak topluma kazandırılmaları eğitimle; gerçekleştirilmektedir. Bireylerin bu anlamda eğitimi gerçekleştirilmeden demokratiklikten, çağdaşlık tan ve kalkınıp, gelişmeden söz etmek olası bile değildir. Eğitim her alandaki bireyin yetiştirilme sinin temel taşı olduğuna göre, Türk toplumunun fertlerine en kaliteli en uygun ve en yararlı olan eğitimin en mükemmel olanını vermek gerekmektedir. Çünkü bizim insanımız da her şeyin en mükemmeline layık olduğu gibi eğitimin en mükemmelini ve en çağdaş olanını hak etmektedir. Bu amaçla, eğitim kurumları kendi eğitim koşullarına ve işlevlerine uygun, verilecek eğitimin en mükemmeli hedeflenmeli, mükemmele ulaşmak, mükemmeli bulup, uygulamak için bireylerin kişiliğini ve sağlığını tehlikeye atmadan azami gayret tüm taraflarca gösterilmelidir.
M- ÇOK AMAÇLILIK : Eğitimin yörelerin koşullarına, ihtiyaçlarına uygun ve eğitimciler tarafından düzenlenmesi olgusu; programların birden çok amacı gerçekleştirme ve birden çok amaca uygun nitelikli ve üretken bireylerin yetişmesini hedeflemektedir. İl merkezine uzak küçük yerleşim birimlerinde bile farklı amaçlara uygun bireylerin o yörede bir meslek edinecek şekilde yetiştirilmesi gerçeğini gündeme getirmektedir. Eğitim Türk toplumunun bireylerini vatanını ve milletini seven, koruyan ve gözeten, laik, insan haklarını ve özgürlüklerini benimseyen, güven ve özgüven duygusu gelişmiş vb. istendik niteliklere sahip kişilik ve karakter sahibi davranışların kazandırılmasını hedeflemekle yetinmemelidir. Her zaman kendini geliştiren, yenileyen ,üretime katkıda bulunarak, üretken ve yararlı bireylere dönüşmesini de hedeflemelidir. İlin koşulları gereği oluşan mesleki ve teknik eğitimin, iş alanlarının ; her basamağındaki ( Ortaöğretim, Ön lisans,Lisans, Lisans üstü, Doktora vb.) insan gücü ihtiyacının ilin ve bölgenin koşullarına uygun yetiştirilmesi, her sektör ve alanın ihtiyaç duyduğu her alanda ve kademede personelin nitelikli olarak yetiştirilmesi amaçlanmalıdır. Diğer değişle Eğitim Kompleksi bünyesinde, genel, mesleki, teknik, iş ve hayata hazırlayıcı her türlü eğitim programları yer aldığı için her programın amaçlarının farklı olması nedeni ile bu kurumların hedefi birden çok amacı gerçekleştirmeye yönelik programların hazırlanıp, uygulanmasını esas almalıdır.
N– ÇOK PROGRAMLILIK : Bulunduğu ilin ihtiyaç ve koşullarına uygun , belirlenen amaçlarda insanın eğitimi söz konusu edildiğinde; amaçlara uygun genel programların sayısı da bu oranda fazla olması gündeme gelmektedir. ( Fen, Matematik, Türkçe, Dil, Eğitim,Sağlık,Sosyal Bilimler,İletişim,Bilgisayar,Sanat,Spor,Ekonomi vb.) Bu Programlar, her ilin Milli Eğitim Üst Kurulunda ( Bu kurul, Vali, Kaymakam, Belediye Başkanı, İl Milli Eğitim Müdürü, Milli Eğitimin her alandaki yöneticilerin, Eğitim Kompleksinin her kademedeki yönetici ve temsilcilerinin, Öğrenci Kurulu temsilcilerinin, Sivil Toplum Örgütü temsilcilerinin vb. eğitim ile ilgili tüm sektörlerin temsilcilerinin katılımından oluşur.) o ildeki çeşitli sektörlerdeki ihtiyaçlar, bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik yetiştirilecek insan gücü sayısı, kontenjanlar, istihdam, eğitimin finansmanı, tesisler ve yeri vb. konularda görüşler alınıp, görüşlerin tartışılması sonucu alınan kararlar rapor edilerek MEB ‘na gönderilir. Bu doğrultuda illerden gelen raporlar, Milli Eğitim Bakanlığının ilgili komisyonlarında görüşülerek, 3 veya 5 yıllık kalkınma planları, Türkiye Genel Eğitim Programı belirlenebilir. Bu doğrultuda hazırlanıp belirlenen hedefler, planlama, genel program uygulanmak üzere il Milli Eğitim Üst Kurulu ‘na oradan da karara bağlanarak Eğitim Komplekslerine uygulanmak üzere gönderilir. Burada MEB.’nın onay ve denetim dışında herhangi bir yetkisi bulunmadığı gibi denetim birimleri ayrıca bölgelerde ve illerde teşkilatlandırılmalıdır. Mahallinde anında denetimler yapılabilmelidir. Ayrıca bu genel kararlar ilin ve çağın koşullarına uygu 3 veya 5 yıl için hedeflenmişse, siyasi iktidarlar değişmiş bile olsa; devamlılık ilkesi ile her hangi bir değişiklik ve düzenleme yetkisi bulunmayacak şekilde yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Belirlenen yılın sonunda bile düzenlemeler yapılması düşünülüyorsa bu tepeden alınan kararlarla değil, illerdeki eğitim komplekslerinden gelen raporlar doğrultusunda düzenlemeler yapılmalıdır. Eğitim Komplekslerine gönderilen genel program, planlama, kontenjan, finansman, bireylerin istihdamı vb. doğrultudaki düzenlemeler, yönetim kurulunca bağlı birimlere gönderilir. ( Özellikle programlar, Okul öncesinden Yükseköğretim Amfilerine kadar tüm bağlı birimlerin Program Komisyonları tarafından genel programa uygun ama ağırlıklı Eğitim kurumunun koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun düzenlenir.) Bu kurumlardaki ilgili komisyonlarca görüşülüp bu doğrultuda düzenlemeler yapılarak son şekli verilir. Milli Eğitim Üst Kurulu ‘nun onayından sonra uygulamaya konulur. Diğer değişle tüm kararlar merkezden alınma yerine yerinde yönetim ilkesi ile bizzat uygulayıcılar tarafından alınır.
O - PROGRAM DEĞİL ÖĞRENCİ MERKEZLİLİK :Gerek Milli Eğitim Genel Programı, gerekse Eğitim Komplekslerine bağlı kurumlarca hazırlanan programlar; çevrenin, ilin öğrencinin özelliklerine ihtiyaçlarına ve koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenir.Diğer değişle gelenekçi eğitim sistemlerinde olduğu gibi öğrencilerin hazırlanan programlara uygun yetiştirilmeleri yerine, hazırlanan programların öğrencilerin hizmetine sunulması ve seviyelere uygun sürekli eklemeler ve düzenlemeler genel program doğrultusunda yapılması; zorunlu hale gerekmektedir. Öğrenciler programlar için amaç değil, onların gizil güçler dediğimiz bireysel ayrıcalıklarını geliştirici, güçsüz ve yetersiz yönlerini zorlamadan optimum seviyede geliştirici, güçlü yönlerini alabildikleri kadar üst düzeylere çıkarıcı ve uzmanlaşmasını sağlayıcı biçimde onların hizmetine sunulan, işlerine yarayan, ihtiyaçlarına uygun ve zorlanmadan, germeden ve sağlığını bozmadan gelişmelerine katkı sağlayan araçlar olacak şekilde düzenlenmelidir.Tüm eğitim-öğretim materyallerinden öğrencilerin, bireysel ayrıcalıklarına uygun yararlanabilmeleri hedeflemelidir.
Ö – GELİŞİM ÖZELLİKLERİNE UYGUNLUK : İnsan yavrusunun, bebeklikten - çocukluğa, çocukluktan - ergenliğe ve ergenlikten - yetişkinliğe kadar, gelişimlerinin her döneminde belirli özelliklere sahip oldukları ve çevresel faktörlerin etkisi ile belirli davranış örüntülerini kazandıkları bilinen bir gerçekliktir. Bu nedenle eğitim-öğretimi gerçekleştirirken, bireylerin her dönemdeki özelliklerinin, bireysel ayrıcalıklarının, beklenti ve ihtiyaçlarının, eğitim-öğretimde nelerden ne derecede yararlanabileceklerinin dikkate alınarak hazırlanan programlarla; üretken, verimli, sağlıklı, kişilik sahibi bireyler olarak topluma kazandırılmaları sağlanabilir. Öğrencinin tüm koşullarını dikkate almadan hazırlanan programlarda öğrenci ler başarısız olmakta, zorlanmalar, dışlanmalar,baskılar, hayal kırıklığı, yetersizlik, güvensizlik vb. duyguları yaşayan öğrencinin sağlığı bozularak, sağlıksız kişilikli bireyler topluma kazandırılmaktadır. Bu eğitim güçlüğü nedeniyle,yaşantıların belirli dönemlerinde eğitimlerini çeşitli nedenlerle yarıda bırakıp tamamlayamayanlara ya da kendini yeterli bulmayıp daha üst seviyelerde geliştirmeyen kişilere eğitim olanağı sağlanmadığında; hem eziklik yaşayarak,hem de kişilikleri zedelenip, yaralar alarak,toplum içinde zararlı bireyler olarak toplumda yer almaktadırlar.
İnsan gelişiminin her döneminin ayrı bir özelliği ve güzelliği vardır. Önemli olan her döneme uygun davranmak ve yaşamaktır.
P – SÜREKLİ DEĞİŞİM VE GELİŞME: Atatürk, “ Devrimler yalnız başlar, bitişi diye bir şey yoktur.” Sözü ile değişim ve gelişmenin sınırı olmadığını, süreklilik olduğunu, çağımız değiştikçe değişimlere uygun gelişmenin devam edeceğini, bu gelişip, değişmelere uygun gerekli düzenlemelerin yapıl-ması gerektiğini, bunu gerçekleştirmeyen ulusların çağdaş uygarlıkları gerisinde kalmaya mahkum olduğunu vurgulamaya çalışmıştır.
“Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ilim ve fen alanında başarı için yegane olgunlaşma ve ilerleme yolu budur.”
Uygar ,çağdaş uluslar seviyesine , hatta üzerindeki seviyelere gelmenin; kültür alanında,insani ve sosyal ilişkilerde, ilim ve fen alanında yeni icatlar ve keşiflerde bulunarak ülkeyi geliştirip, kalkındırmada, kısaca çağdaş ve başarılı bir ulus olmanın yolunun sürekli yenileşmeden geçtiğini vurgulamıştır. Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmanın.” Eğitimde, bilimde, teknolojide, bilişimde vb. her alanda ve sürekli olarak değişim ve gelişmelere açık olmamız, ona ulaşmak için çaba gösterip, uygulamaya koymamız gerekmektedir. Her şeyin başı eğitim olduğu anlayışı ile değişim ve gelişmelere ilk kapıyı eğitime açarak başlatmamız,yeni nesilleri çağdaş,demokrat,laik ve insan haklarına saygılı ve koruyan, kısaca uygar, çağdaş ve üretken bir insan olmanın gereklerini kavratabileceğimiz bir eğitim felsefesi oluşturmakla ilişkilidir.Bu felsefe ile yenileşmelere ayak uyduracak bireyler yetiştirerek, ülkemizi geliştirip, kalkındırabiliriz.
R – EĞİTİMDE BİRLİK- GENELLİK VE DEVAMLILIK : Cumhuriyet öncesi, birbirine kapalı olan, bireyin gelişimini engelleyen, yalnız belirli kesimlere hitap eden ve üç ayrı kanalda yapılanmış ( Mahalle Mektepleri-Medreseler,İdadiler-Sultaniler,Kolejler ve Azınlık Okulları) dağınık yapıdaki eğitim kurumları, üç ayrı insan tipini yetiştirme görevini üstlenmişlerdi. Atatürk’ün 1924 ‘de çıkardığı 430 sayılı, Eğitimde Birlik Yasası ile ( Tevhit-i Tedrisat Kanunu ) yeni bir yapıya kavuşmuş ve eğitim öğretim birleştirilerek, laikliğin ve demokratikleşmenin yaşam biçimine dönüştürülmesi,çağın koşullarına uygun kültürümüzü yozlaşmadan geliştirerek, koruyan, çağdaş gençler yetiştirilmesi hedeflenmiştir.Bu amacı gerçekleştirme görevi Talim Terbiye Kuruluna verilmiştir.Süreç içinde bu kurul siyasi yapılandırılarak,bilim ve uzmanlar kurulu olarak bu görevlerini yapmaktan uzaklaşarak, siyasi ve çıkara uygun kararlar alan bir kurula dönüşmüştür. Günümüze gelinceye dek eğitimde birlik ilkesinden uzaklaşmakla kalınmamış ,benzer öğretim kurumları arasında bile farklı yapılanmalara gidilerek, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırılmış ve birlik ilkesi ihlal edilmiştir. Bilhassa Ortaöğretim Kurumlarında hiç bir ülkeye nasip olmayan çok çeşitlilik ve bu çok çeşitliliğin beraberinde getirdiği olumsuzluklar ve eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yaşanmaktadır. ( Ortaöğretimde Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Süper Liseler, Genel Liseler, Mesleki Teknik Eğitim ve Meslek Liseleri ‘ne kadar tüm bu ortaöğretim okullarına yönelen öğrenciler farklı, farklı seviyelerde olmalarına, lise birinci sınıf dışında farklı programları almalarına rağmen ÖSS sınavlarında aynı sorular sorul maktadır. Eğitimde fırsat eşitliğine aykırı bu uygulamalar yetmezmiş gibi ÖSS başarı durumları yukarıda sayılan lise sıralaması ile ilişkili yukardan aşağıya doğru indikçe verilen ek puanların düştüğü bir uygulama ile öğrenciler elenmektedir.Bu standardı bir ilke olarak belirgin olmayan ve sürekli yeni düzenlemelere ve eşitsizlikleri arttırmaya yönelik ÖSS öğrenciler arasında eşitsizliklerin uçurum yaratmasına neden oluşturmak tadır. Oysa tüm bu kurumlar, Bilgi çağının, bilgi toplumunun özelliği gereği bireyleri, yani insan denilen o yüce değerin eğitilip yetiştirilmesini ve topluma yararlı, üretken bireylere dönüşmesi genel ve temel hedef olarak almalıdır. O halde eğitimine yıllarını bir o kadar maddi kaynak ayırarak, toplum içinde bir yer statü edinerek kendini gerçekleştirmek, ailesine bağımlı olmaktan kurtulmak, toplumda üretken bir birey olarak yer almak isteyen bu bireylerin bir anda kendilerini sokakta bulmalarına ne dersiniz...Eğitimin genel amacı bu mu olmalıdır. Bu delikanlılar, bu genç kızlar bu yaştan sonra kendi kaderlerine terk edilerek, toplumda bir yer edinmeyerek, bütün kapılar yüzlerine kapanarak, ne yapabilirler... Bunlara ülkemiz koşullarında ancak ne yaptırılabilir...
Herkesin ayrı doğruları olamaz! Doğrular tektir ve herkes için aynıdır. Bu yol bilimsel, çağdaş ve demokratik eğitimin yoludur.
Böyle bir eğitim yapısında tüm bireylerin, bireysel ayrıcalıklarını dikkate alınarak, yönlendirilecekleri, yönlendirildikleri programlar için seçeneklerin sunulduğu, seçeneklere uygun programlara yönelmelerinin kendi istekleri ve özgür kararları ile olduğu, yönlendirildiği programlarda zorunlu derslerde bile başarısız olduğunda, bu dersi almaya zorlanmadığı, ağırlıklı ve isteğine uygun seçmeli dersleri seçme fırsatı verildiği, ders alacağı öğretmeni kendisinin seçtiği, kuru kuruya ezber bilgi değil bilimsel yöntemlerle, araştırarak, deneyerek, gözlemleyerek, çağın tüm araç ve gereçlerinden yararlanarak, öğrenebildiği oranda öğrenmesini ve kalıcı bilgiye sahip olması, daha da önemlisi hangi seviyede ve hangi programı bitirirse bitirsin, üretken bir birey olarak toplumda bir yer edinmesi ve kendini gerçekleştirmesi vb. olanağı verilmelidir. Bu amaçla Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi hatta daha ileri gidilerek, okul öncesinden, üniversitesine tüm eğitim kurumları yeniden yapılandırılıp, aynı eğitim kompleksi çatısı altında birleştirilerek, bu eşitsizlik ortadan kaldırılabilir. Ulu Önder Atatürk, bu tehlikeyi ileri görüşlülüğü ile yıllarca önce görerek eğitimde birliği savunmuştur. Bir ülkede eğitimin gereklerinden birisi, bireyler arasında ırk, cins, renk,din, dil, mezhep, zeka, yetenek, kişilik vb. ayrıcalık ve ayrım yapmadan Türkiye üzerinde yaşayan her bireye, eşit mesafede yaklaşılmalıdır. hatta dünyanın globalleştiği çağımızda, Dünya devletleri ailesi içinde yer almayı hedefliyorsak! Çağımızda yukarıda belirlenen koşullarda tüm insanların; bireysel ayrıcalıklarına göre yararlanmak istedikleri her derecedeki eğitimden yararlanmalarını sağlamak, temel hedef olmalıdır. Eğitim tüm bireylere yaşamlarının her döneminde, her zaman ve her mekanda kendilerini geliştirme ve yenileme yolu sürekli açık tutulmalıdır. Bu amaçla illerin kendi özel koşullarına uygun düzenlemeler saklı tutulmak koşulu ile Program konusunda değindiğim gibi nasıl bir birey , ne özellikleri davranışa dönüştürecek bireyler yetiştireceğiz. Bu çağın, dünyanın ve ülkemizin koşulları dikkate alınarak bu günümüze ve geleceğimize uygun genel bir program oluşturulmalıdır. Bireylerin yaşantılarının belirli dönemlerinde aldıkları eğitimin, başka dönemlerde ve zamanlarda daha üst aşamalarda gerçekleştirmesi, tamamlaması ve kendini geliştirmesi yolu, yani eğitimde devamlılık her bireye sürekli açık tutulmalıdır. Bununla kalınmayarak, bir programı tamamlayan bireylerin farklı programların, farklı derslerini alarak; farklı programları da tamamlama hakları sürekli saklı tutulmalı ve isteyen bireylere birden fazla programı bitirmelerine olanak sağlanmalıdır. Ayrıca programlar arası yatay ve dikey geçişler sürekli düzenlenip, uygulanmalıdır.
S – GÖNÜLLÜLÜK VE PAYLAŞIMCILIK : Her eğitim kompleksinin bünyesindeki tüm kampus, kurum ve kuruluş ve birimlerin bünyesindeki personelin, ( Öğretmeni, öğretim görevlisi, akademisyen, uzman, teknik kadrolar, yardımcı hizmetler vb. her kademedeki bireylerin) zorlayıcı değil, gönüllülük ve katılımcılık anlayışı ile görev ve sorumluluklara görevleri gereği katılıp, paylaştığı ve seçilerek yönetimde yer aldığı katılımları esas alınmalıdır. Diğer değişle, her bireye konumu ile ilgili görev verilirken sorumlulukta yüklenmelidir.Bu görev ve sorumluluklar açıklık, saydamlık ilkesi anlayışı ile yerine göre bireysel ve ekip çalışmaları ruhu ile herkesin katılımı ile gerçekleştirilmelidir. Gelenekçi eğitim anlayışlarında olduğu gibi yetki ve görevler tek elde toplanmamalıdır. Her birey konumu gereği görev, yetki ve sorumluluk yüklenmeli, görevleri dışında belirli oranlarda ve isteğe uygun görevler alarak özveride bulunmalıdır. Tüm çalışanlar, paylaşım, katılım, işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyon içinde karşılıklı güven ve özgüven içinde ferdi ve ekiplerce tüm görevlerinin sonuçlarını açıklık ve saydamlıkla, gerçekleştirilmeli ve paylaşmalıdır.
Ş – ARAŞTIRICILIK VE SORGULAYICILIK : Çağdaş ve geleceğe yönelik ve insanın ihtiyaçlarına ve toplumun yararına olan,her türlü bilimsel araştırma desteklenmeli,geliştirilme olanağı verilmeli ve yapılan bilimsel araştırma sonuçlarından mutlaka yararlanılmalıdır. Kısaca Eğitim Kompleksleri bilimin merkezlerine dönüştürülmelidir. Yapılan tüm çalışmalar, düzenlemeler, alınan kararlar, sürekli ilgili kurullarda ve komisyonlarda katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışla tartışılmalı, sorgulanmalı, yapılan bilimsel araştırma sonuçları doğrultusunda aksaklıklar giderilip, uygulanabilir olan düzenlemeler yapılmalıdır. Her eğitim kompleksine bağlı kurumların bünyesindeki kurullar ve komisyonların ( Bu kurul ve komisyonlarda esaslara uygun,görevleri ile ilişkili ya da demokratik usullerle seçilmiş her kesimden, her kademede eğitimci ve eğitilen yer alır.) alanları ile ilişkili araştırma ve geliştirme çalışmalarına katkıda bulunacak, her türlü çalışmalara katılımları ve bilgi,beceri, çalışma ve deneyim ve ürünleri paylaşmaları sağlanır.
T –PLANLILIK : Planlama illerden başlanarak, ülke genelinde yapılan bilimsel araştırma sonuçları doğrultusunda, her ildeki ihtiyaçlar, meslekler,iş alanları, her kademede istihdam edilecek personel belirlenir. istatistik veriler elde edilir. Türkiye’nin koşulları, ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda illerdeki Eğitim Komplekslerine bağlı planlama komisyonlarından raporlar istenir. Bu raporlar 5 yıllık bir süre için hazırlanır. Eğitim Kompleksleri Üst Kurulunda görüşülerek son şekli verilir ve Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna gönderilir.Üst Kurulca oluşturulan planlama komisyonu, Türkiye koşullarına uygun Genel Planı hazırlamakla görevlendirilir. Genel Eğitim Planı Türkiye’deki 5 Yıllık Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek amacı ile planlama yapar.Her ildeki Eğitim Kompleksinin ve Kampusun, bu komplekse bağlı her derecedeki eğitim kurumu, genel planlama doğrultusunda “ Kurum Planlama Kurulunun “ hazırladığı planlamaları yapar ve onaylanmak üzere üst kurula gönderir. Onaylanan İl 5 Yıllık Kalkınma Planını, uygulamaya konulur. Yapılan planlamalar için 5 yıl hedeflenir her yıl yapılan uygulamalar, yapılması gerekli değişiklikler ve öneriler raporla üst kurula iletilir. Eğitim komplekslerince yapılan planlamalar ve çalışmalar 5 Yıllık Genel Kalkınma Planları ve İl Kalkınma Planları doğrultusunda yapılmak zorundadır.
U- YETKİ DEVRİ VE İŞBİRLİĞİ : Eğitimde kalitenin ve verimliliğin sağlanmasının koşullarından biri her kademedeki bireye belirli sorumlulukların verilmesi yani yetki devridir.Bireylere yalnız sorumluluk verildiğinde yetki karmaşası yaşanmakta ve çalışanla, daha az çalışan arasındaki fark bilinse bile, bireyin kendi yetkisinde olmayan görevler istenerek yapılmamakta ve savsaklanabilmektedir.Daha doğrusu çalışmalar bireye bağlı olarak yürütülmekte ve bireysel çabalardan ileri gidememektedir.Çağdaş sistemlerde her bireye yaptığı görevle ilişkili görev kadar yetki verilmelidir.Bu yetkilerinin ve sorumluluğunun gereklerini de yapması istenmelidir. Böylece o kurum içinde herkesin yetkileri gereği sorumluluklarını yerine getirmesi beklenirken,tüm çalışmalar ekip çalışması anlayışı içinde, karşılıklı eşgüdüm ve koordinasyon içinde kurul ve komisyonlarda aktif görevler alarak,aldığı görevin sorumluluğunu paylaşarak işbirliği ve koordinasyon içinde yürütülmelidir.Bireyler herhangi bir yetki karmaşası yaşamadan ekip çalışmasının gereği işbirliği ve paylaşımla kendi sorumluluğundaki görevleri yerine getirmelidir. Merkez teşkilatı birimleri, taşra teşkilatı birimleri arasında sürekli işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyonu sağlayıcı,yetkilerin tek elde toplanması yerine, görevleri ile ilişkili en üst birimden en alt birime kadar yetkilerin dağıtıldığı, paylaşıldığı bireyler arası iletişim kadar çalışanların iş doyumu ve mutluluğunu sağlayıcı,görevlerini yapanların ödüllendirildiği vb. yasal ve idari tüm düzenlemeler önceden yapılmış olmalıdır. Ayrıca her eğitim kampusundaki birimler arasında iletişim ve işbirliğinin sağlıklı yürütülmesi için oluşturulan, kurul ve komisyonlarda alınan kararlar ve yapılacak çalışmalar konusunda bilgi aktarımı ve işbirliği, paylaşım gerçekleştirilmelidir. Yapılan çalışmalar alınan kararlar açıklık ilkesi ile duyurulmalıdır. Aynı şekilde bir yapı eğitim kompleksi içindeki kampus,kurum ve birimlerin arasında önce görevleri ile ilişkili adil bir dağılım; daha sonra her kurumun ilgili yönetmelik, mevzuat alacağı kararlar doğrultusunda tüm görevlilerin yetki,görev ve sorumlulukları belirlenmiş; en üst birimden en alt birime kadar yetki devri ve paylaşımı yapılmış olmalıdır.
Ü – EKİP ÇALIŞMASI VE KOORDİNASYON : Çağımızda bireysel çabalarla başarı sağlanamayacağı, sağlansa bile çevresine fazla katkı sağlayamayacağı için gelişme, kalite ve verimlilik için yeterli olmayacağı bilinen bir gerçekliktir. Bireysel çalışmaları gerektiren görevler dışında kalan tüm görevler mümkün olduğu kadar ekiplerce yürütülmeli, bireysel çalışmalar bile, çalışmalarla ilgili olan birimleri bilgilendirmek amacı ile paylaşılmalıdır. Eğitim kompleksinin tüm bağlı kurum ve birimleri arasında başarı, kalite ve verimliliğin sağlanması, şüphesiz ekip çalışmalarının sağlıklı bir yapıda oluşturulması ile gerçekleşir. Alınacak her türlü kararlar, yapılacak her türlü çalışmalar ; oluşturulacak kurul, komisyon ve diğer ekiplerin katılımı ve çalışmaları ile gerçekleştirilmelidir. Bu çalışmalar, karşılıklı güven, işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyon içinde katılımcı, paylaşımcı ve açıklık ve saydamlık ilkesi ile yürütülmelidir. Görev, ürün ve başarıların paylaşımı tüm kesimlerin katılımı ve çabası ile gerçekleş tiği unutulmamalıdır. Eğitimde istendik hedeflere ulaşılmasında, herkesin belirli oranda payı olduğu ve nimetlerinden de herkesin eşit yararlanması gerçeği unutulmamalıdır.
V – KALİTE VE VERİMLİLİK : Eğitimde kalite ve verimliliği gerçekleşmesi için öğrenmenin oluşmasını sağlayan ön koşulların gerçekleştirilmesi gerekir. Kalite ve verimlilik adına,uygulanmayacak ve öğrenci merkezli olmayan uygulamalara yer verilmemelidir.Öğrenciler yeteneklerine uygun, istek ve ihtiyaçlarını karşılayan programlarda, uygun eğitim ortam ve koşulları oluşturulduğun da her öğrenci başarılı olabilir.Ancak öğrenci merkezli, Çağdaş ve Demokratik Eğitim Dizgecine uygun programlarda, tam öğrenme kolaylıkla sağlanabilir ve öğrenciler öğrenmeyi öğrenirler. Bu koşulların düzenlenmediği klasik program merkezli eğitim sistemlerinde kalite ve verimlilik çabaları sonuçsuz kalır. Öğrencilerin isteklerine, ihtiyaçlarına, bireysel ayrıcalıklarına ve yararlarına uygun olmayan programlarda ; kuru kuruya bilgi aktarmaya yönelik, ezberci ve yararsız bilgi aktarmaya yönelik yaklaşımlarla, programları öğrenmelerini sağlama uğruna kişilikleri, sağlıkları ve insani ve sosyal değerleri dejenere olmuş, makine gibi duygusuz bireyleri topluma kazandırarak, üretime katkıda bulunmayan verimsiz bireylerin yetişmesini sağlayabiliriz.Böyle bir yapıda kuru bilgi yükleme uğruna eğitim verme işlevinden söz etmemiz olası olamaz.
Y – ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUMU VE MUTLULUĞU : Eğitim kurumlarında görevli her personel kendi alanında yeterince ihtisas sahibi olmalıdır.Yetersiz olanlar hizmet-içi eğitimden geçirilmelidir.Ayrıca çağın teknolojik ve bilişsel gelişmelerine uygun sürekli personelin eğitimi ve uyumunu sağlayıcı çalışmalar yapılmalıdır. Tüm yönetim kademelerindeki kişiler ilgili kurumda demokratik usulle ,seçimler yapılarak belirlenmelidir.Her düzeydeki eğitimcinin rahatlıkla ders verebileceği her türlü çağdaş donanımı düzenlenmiş bir mekanı olmalıdır. Öğrenciler derslerini bu mekanda alabilmelidir.(Derslik ilerde değinileceği gibi her öğrencinin rahat bir şekilde eğitim-öğretim görebileceği çağdaş fiziki donanımı düzenlenmiş,küçük bir çalışma odası ile bölünmüş bir mekan.) Her personelin konumları ile ilişkili görev , sorumluluk ve yetkileri yönetmeliklerle belirlenmiş olmalıdır.Diğer değişle klasik eğitim sistemlerinde olduğu gibi yalnız sorumluluk verilmekle kalınmamalıdır. Her bireyin görevi ile ilişkili yetkisi olmalı, bunun sorumluluğu yüklenmeli ve her bireyden sorumluluğunun gereklerini yapmalarını sağlayıcı kurallar belirlenmelidir. Diğer değişle her kademedeki birey ekip çalışması anlayışı içinde belirli bir görev alarak, bu görevini en iyi şekilde yerine getirme çabası içinde olmalıdır. Bunu gerçekleştirici ağırlıklı ödül, bazı hallerde caydırıcı ceza kullanılmalıdır.Ödül için bir fon oluşturulmalıdır.
Bir öğretmen ya da öğretim görevlisi, kafasında bazı soru işaretleri ile derse girdiğinde, zil çaldı ders sona erdi.”
Mesleklerin içinde yaptığı görevi vicdanı ile baş başa kalarak istediğince yerine getiren ve bu konuda sorumluluk yüklenilmemiş mesleklerden biri eğitimciliktir.İşte eğitimde kalitenin önündeki en büyük engellerden biri ! Eğitim çalışanları geçimini sağlayacak standart da maaş, ekonomik ve sosyal haklara sahip olmadığı, kafasında bazı soru işaretleri ile derse girdiği zaman derste verimli olmak istese bile bunun gerçekleşmesi çok güç olacaktır.Kalitenin verimliliğin koşullarından biri bireyin mesleğini sevmesi,işini severek ve isteyerek yapması, bundan mutluluk ve haz duyması, huzuru, iş güvencesi, iş doyumu vb. unsurlar olduğu asla unutulmamalıdır. Eğitimci bu gün, gelecek korkusu ve kaygısı taşımamalıdır. Bireylerin mutlu olmadığı bir kurum ya da kuruluşta kalite ve verimlilikten söz etmek olası değildir.
Z-) FIRSAT EŞİTLİĞİNE UYGUNLUK : Eğitimin başlıca işlevlerinden biri Türk Çocuklarını insan hak ve hürriyetleri,hukuk devleti ve demokratik ilke ve değerleri tanımaları,öğrenmeleri,yaşam şekline dönüştür meleri, yaşantısının her döneminde seviyeye uygun olarak benimsetilmesi esas olmalıdır. Değişen ve gelişen dünyamızda bu niteliklere sahip bireylerin yetişmesi fırsat ve imkan eşitliğine katkı sağlayacaktır. Eğitimde Anayasamızdaki eğitim hakkı, eğitimde fırsat ve imkan eşitliğinin gereği tüm kurumlardan eşit şekilde, ülkemizde yaşayan tüm bireylerin yararlanması esastır. Ancak isteyen veli çocuğunu özel okul olanaklarından yararlandırabileceği gibi maddi koşulları uygun olmayan velilerimizin çocuklarına yatılılık,bursluluk vb. olanakların da sunulması esastır.Devlete bağlı kurumlar dışında özel kurumlarda da İl Eğitim Komisyonu kararları doğrultusunda belirlenen sayıda bu gibi öğrencileri bu olanaklardan yararlandır maları zorunludur.
W- TÜRK DİLİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE ZORUNLULUĞU : Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ana dili Türkçe’dir. Türk Dilinin dünyadaki diğer diller arasında yerini alabilmesi,yabancı dillerden arındırılması, eğitim dilinin Türkçe yapılması, yaygınlaştırılması, geliştirilmesi için öncelikli olarak, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumunun özerk ve siyasetten bağımsız bir hale getirilmesi ve her Eğitim Kompleksinden bu alanla ilgili seçilen üyelerden oluşan, başkan ve yönetim kurulunun üyelerin seçimi ile belirlenen demokratik bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.Diğer değişle atanmışlar değil her eğitim kompleksinin seçtiği uzmanların, katılımcılık anlayışı ile belirlediği üyelerden oluşmalıdır. Ancak böyle bir yeni yapılanma ile bu kuruma işlerlik kazandırılabilir,alınan kararlar doğrultusunda geliştirilebilir.Türk Dili, Eğitim Komplekslerinin bünyesindeki tüm eğitim birimlerinde zorunlu olmalıdır.Ana dilinde yeterli seviyede gelişmeyen ve ana dilini güzel,doğru ifade edemeyen kişiler, başka diller öğrenmede güçlük yaşayacağı gibi iletişim ve kültürümüzün gelişmesine de katkı sağlayamayacaklardır. Türk Dilinin dışında yasalara uygun 2. 3.4. diller seçmeli olarak konulabilmelidir ve bu dilleri öğrenmek isteyen öğrencinin isteğine uygun olarak açılabilmelidir.Gerekirse istekliler dikkate alınarak belirli bir merkezden almaları sağlanabilir. ( Kürtçe, Çerkezce, Abazaca,Gürcüce, Azerice, Afganca, Bulgarca, İngilizce, Uygurca, Almanca vb.) Yükseköğretimde bile bazı bilim alanları dışında dersler ana dillimizle verilmelidir.Bu derslerden hangilerinin ana dille hangilerinin farklı dillerle verileceği gibi hususlar bu alanın uzmanlarından oluşan ilgili eğitim kompleksindeki komisyon ve kurul kararları dikkate alınarak,Türk Dil Kurumunun mevzuat ve kararları doğrultusunda yürütülmesi sağlanabilir. Bu gün dünyada ve Avrupa Birliği Devletlerinde İngilizce ön plana çıkmıştır.Buna rağmen İngilizce Ana Bilim dalı, özel ihtisas ve uzmanlık gerektiren, yabancı dil koşullu bilimler ve bölümler dışında eğitim komplekslerinde kesinlikle zorunlu olmamalı ve seçmeli olmalıdır. Hatta ayrı bir yapılanma ile herkesin isteğine ve seviyesine uygun bu dersleri her zaman almalarını sağlayıcı bir yapıya kavuşturulmalıdır. Dil Programları’nı öğrenciler dışında öğrenmek isteyen tüm vatandaşlara belirli bir ücret karşılığı açık tutulmalıdır. Seviyelerine uygun başarı sertifikaları buna göre düzenlenebilmelidir. Yani yabancı dil dersleri, zorunlu bilim dalları dışında eğitim kampusunun-kurumun müfredat programlarından bağımsız bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ayrıca zorunlu yabancı dil bulunan bilim dalları bile öğrencilerini istenilen-belirlenen ölçüt ve seviyede yabancı dil sertifikasının alınması koşulunu getirerek, bu dersin verilmesini kendi bünyesine almayabilir. Yabancı dil sertifikası verme yetkisi o Eğitim Kompleksi bünyesindeki Yabancı Dil Akademisinin bünyesinde yürütülür. ( Bu şekilde Eğitim Kompleksine Bağlı her bilim dalı için Ortaöğretim Programı, Yüksek Okul ve Akademiler oluşturulmalıdır.)
X – ELEYİCİLİK DEĞİL YÖNLENDİRİCİLİK : Eğitimimizde, yönlendirme ve yöneltme kavramlarının her ikisi de birbirinin yerine kullanılmaktadır.Oysa her iki kavram arasında farklılıklar bulunmaktadır.
YÖNLENDİRME: Öğrencileri çeşitli yönleri ile tanıyarak, güçlü ve zayıf yönlerini, bireysel ayrıcalıklarını belirlemek.Öğrencilerin ilgi,yetenek,kişilik,değer,zeka ve derslerdeki başarı vb. bireysel özelliklerini dikkate alarak kendilerine en uygun olan programlar arasından istediği bir programa geçişlerini sağlamaktır.Belirlenen ölçütler dışında bir programa başlangıçta gidebilme yolu kapalı gibi görülüyorsa da, “ yönlendirme Komisyonu karaları ile” yaşantısının her döneminde gitmek istediği programla ilgili dersleri alıp, başarması, eşitlik ilkesine uygun ilgili programa geçiş için belirlenen ölçüt ya da normları uygun olması halinde geçişleri sağlanmaktadır.Yöneltmede,öğrenciler kendi bireysel ayrıcalıklarına uygun olsun olmasın belirlenen zorunlu dersleri almaları ve aldıkları bu derslerdeki başarı durumları ölçüt alınarak, belirlenen programlara gitmeleri zorunlu olmaktadır. Oysa yönlendirmede öğrenciler zorunlu dersler dışında aldıkları diğer derslerdeki durumları ve diğer bireysel ayrıcalıkları değerlendirilip, Yönlendirme Komisyonunun üyeleri tarafından verilen puanlarla hangi programlara istekli oldukları, hangi programlar da başarılı olacakları ve mesleki doyuma ulaşacakları konularında seçenekler bulunmakta ve tercih ettiği bir programa geçişi ve bu programlarda istedikleri dersleri ve ders öğretmenlerini kendi özgür iradeleri ile seçmeleri olanağı verilmiştir. Bu yönü ile yönlendirme daha öğrenci merkezlidir.
Yönlendirme Öncesi Neler Bilinmelidir:
1- Pedagojik olarak 15-16 yaşlar bireylerin yeteneklerinin kalıplaştığı yaşlardır 2- Yetenek doğuştan getirilen potansiyel (soyağacına bağlı,irsi-kalıtsal özelliklerle belirlenir).Yaşantısı sonucu edindiği bilgi ve deneyimlerle pekişir ve o bireyin halihazır yeteneğini oluşturur. 3- Başarı her ne kadar zeka bölümü (IQ) ile ilişkiliyse de çevre olanakları olumlu veya olumsuz etkileyerek başarının şekillenmesini sağlıyor. 4- Bireylere ilgi ve yetenek testleri uygulanarak özel,özgün,ayrıcalıklı vb... Yetenek ve ilgileri belirlenmelidir.(sonra ayrıntıları yazılacak) 5- Yönlendirme 8.yılın sonunda yapılmalıdır. 4,5,6,7,8.sınıf derslerindeki başarı durumları ölçüt alınarak akademik başarıya göre üst programlara yönlendirme yapılmalıdır. 6- İlgi ve yetenekler belirlenerek (ölçme araçları ve sınıf öğretmeni,sınıf rehber öğretmeni gözlemlerinden yararlanılarak) ortaya çıkan yetenekleri ve başarı durumu dikkate alınarak farklı bir yönlendirme yapılmalıdır. 7- Başarı durumları ders notları dışında öğretmen görüşlerine de yer verilerek belirlenmelidir. (Ders içindeki etkinlikler konusunda alınan görüşler,öğrencinin aktiviteleri ve performansı etkili olmalıdır). 8- Öğrencilerin her birinin ayrı ayrı başarı ve yetenek ve diğer bireysel ayrıcalıkları objektif olarak yönlendirme öncesi belirlenmiş olmalıdır. 9- Öğrenciyi tanımak, İlgi ve yeteneklerini tespit etmek amacı ile gözlem, görüşme, yetenek ve psikolojik ölçme araçlarının uygulanması yani rehberlik hizmetleri 3. sınıftan itibaren seviyelerine uygun başlatılmalıdır. 10- Kesinlikle üst programlara yönlendirme zorunlu eğitimin sonunda yapılmalı ve tüm bireysel gelişimleri,güçlü ve zayıf yönleri dikkate alınmalıdır. 11- Bu amaçla 6,7,8. sınıflarda üst programlara geçişi sağlayacak çok amaçlı ve çok programlı dersler bulunmalıdır.Gerekirse 15. Eğitim Şurası toplantısında da belirttiğim gibi 9. sınıflar yönlendirme ağırlıklı ders programların yer aldığı yönlendirme sınıflarına dönüştürülebilir. 12- Yönlendirme, okul rehber öğretmenleri, sınıf öğretmenleri,sınıf rehber öğretmenleri nin katılımı ile oluşturulan Yönlendirme Komisyonu kararları ile gerçekleştirilmelidir. Bu kararlar kesin olmalı ve ihlal edilmemelidir.
Bu gün gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerini incelediğimizde yönlendirmeyi en iyi uygulayan ülkelerden biri Almanya’dır. Alman eğitim sisteminde bu yönlendirmenin eksik bulduğum yönü bireylerin eğitim sürecinin herhangi bir aşamasında belirli alanlarda başarılı olduğunda ya da gerekli performansı gösterdiğinde geçişleri düzenlememiş olmasıdır.Yani bireyin eğitim hakkının demokratikliği ve eşitliği tartışma konusu olabilmektedir.Bu nedenle yönlendirme yapısı çok katı olduğu görüşleri ile eleştiriler almaktadır. Oysa bireye yaşantısının her döneminde kendini geliştirdiği belirlendiğinde, her türlü dikey ve yatay geçişlerin eşit koşullarda düzenlendiği bir yapı bu sorunları ortadan kaldırıp,daha eşitlikçi,daha demokratik, daha fırsat eşitliğine uygun ve daha adil ve daha esnek bir yönlendirme yapısını oluşturacaktır.
Alman Eğitim Sisteminde, zorunlu eğitim 6 yaşında başlar,12 yıl sürer.Bu 12 yılın 9 yılı tam zamanlı, üç yılı ise yarı zorunludur ve mesleki eğitim yolu ile yapılır.Bu on iki yıllık süre içinde ilköğretim ortaöğretimi de kendi kapsamına alır. İlkokul 4 yıl tüm eyaletlerde zorunludur.Bu nedenle 6 yaşında eğitime başlayan bir öğrenci 10 yaşında zorunlu eğitimini tamamlamaktadır. Yine ilkokuldan sonra aşağıda adı geçen okullardan birine gitmesi zorunludur.
1. Hauptschule : Temel Eğitim Okulu
2. Realschule : Ortaokul
3. Gymnasium : Genel Lise
4. Gesamptschule: Çok Amaçlı Lise
Öğrencilerin 4. sınıfın ilk yarısından itibaren, Hayat Bilgisi, Almanca, Matematik derslerindeki başarısı, ilgi ve yetenekleri dikkate alınarak, sınıf öğretmeni ve okul müdürü tarafından yukarda belirtilen okullardan hangisine gidebileceği kararlaştırılır. Yönlendirmede, üstün başarılı öğrencileri yükseköğretime hazırlayan Genel Liseye, orta derecede başarı gösterenleri daha nitelikli olan mesleki eğitim ortaokuluna ve başarı düzeyi düşük öğrencileri alt düzeydeki meslek alanlarına hazırlayıcı bir eğitim veren Temel Eğitim okuluna gönderilirler.
Alman Eğitim Sisteminde 4 ve 5. sınıflar deneme devresidir. Buradaki amaç öğrencilerin yukarda sayılan eğitim programlarına uyumu ve verilen yönlendirme kararının denenmesidir.6. sınıf sonunda durumu uygun olan programlara geçişleri düzenlenmiştir.
Bana göre bu yönlendirmenin bir çok sakıncaları bulunmaktadır.
1-Yönlendirme yaşı yetenekler kalıplaşmadan yani 4,5,6. sınıfların sonunda yapılmaktadır. Oysa yetenekler bu yaşlarda da değişikliğe uğramaktadır. 2- Bu yaşlarda çocuklar gerekli sorumlulukları kazanacak yaşta değillerdir. Oyun çağının çocukları ve ergenliğe girişteki sorunlu dönemleri yaşamaktadırlar. 3- Deneme devresinde sınıfta kalmanın olmaması öğrencinin aleyhine olan bir durum yaratmaktadır. 4- Öğrencilerin yalnız derslerdeki başarı durumu dikkate alınarak yönlendirme oluşturulmuştur. 5- Öğrencilere bireysel ayrıcalıklarına uygun seçenekler sunularak istediğini seçme şansı verilmemiştir. 6- Öğrencilerin akademik başarılarının tespitinde, öğretmenlerin kullandıkları ölçme araçları sonuçları ne derecede objektiftir. 7- Farklı sosyal çevre ve koşullardan gelen farklı seviyede eğitim olanaklarından yararlanan öğrencilerin yalnız akademik başarılarını ölçüt alarak yönlendirmek ne kadar demokratik ve eşitlikçidir. Alman eğitim sistemindeki tüm bu düzenlemeler, kişiler arasında ayrımcılık oluşturmaya yatkın olması, ülkemiz koşullarına ve özellikle öğrencinin yönlendirme yaşının yönlendirmeye uygun olmaması nedeni ile geliştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca yeteneklerin yönlendirme sonrası yıllarda da değişikliklere uğrayabileceği düşünülerek, öğrencilerin her yılın sonunda durumları yeniden değerlendirilerek; her türlü yatay ve dikey geçiş olanakları düzenlenmiş olmalıdır. Görüldüğü gibi, Alman Eğitim Sistemi benim ele aldığım eğitim sistemi ile benzerlik göstermektedir. O da sadece yönlendirme açısından bir benzerlik göstermektedir. Önerdiğim yönlendirme, öğrencilerin yeteneklerinin fazla değişikliğe uğramayacağı 8.-9. sınıf sonunda yapılması, öğrencilerin tüm bireysel ayrıcalıklarını dikkate alınarak komisyon kararları ile yönlendirilmesi, öğrenciye üst programlara yönelmede seçenekler sunması ve bu seçeneklerden istediği birine kendi özgür iradesi ile gitmesi koşulları oluşturulmuştur. Bu günkü eğitim sistemimizde ise bu yönlendirme sınavlarla ve yalnız başarı durumları ölçüt alınarak yapılmaktadır. Üstün başarılı olanlar sınavlarla Fen, Anadolu, Mesleki ve Mesleki Teknik Eğitim Liselerine, Not ortalaması belirli seviyede yüksek olan ve bu sınavı kazanamayan başarılı öğrenciler Yabancı Dil Ağırlıklı ( Süper ) Liselere, bunların dışında kalan öğrencilerin büyük bölümü Genel Liselere ve azınlıkta kalan bölümü ise sınavla ya da sınavsız geçişi sağlayan Meslek Liselerine yönelmektedir. Dolayısı ile Alman Eğitim Sistemi, Şu anki eğitim sistemi ve yeni önerdiğim eğitim sistemlerini irdeleyerek hangisinin çağdaş ve demokratik olduğu konusunu okuyucularımın takdirlerine bırakıyorum. Benim belirttiğim yönlendirmede, öğrenciler ilkokul birinci kademede yaşlarının gerektirdiği temel bilgi, beceri ve davranışlar zorlanmadan en uygun ve kolaycı yöntemlerle ve çağdaş teknolojinin olanaklarının seferber edildiği, derslerin ilgi çekici hale getirildiği, her seviye-düzey ve kademedeki gelişimsel ve bireysel özelliklerine uygun çok sayıda duyu organına hitap eden araç-gereç ve yöntemlerle etkinliklerin uygulama ağırlıklı programlarla yeteneklerinin geliştirildiği ve tüm bireysel ayrıcalıkları dikkate alınıp, değerlendirilerek gidecekleri üst okullarla ilgili seçenekler sunulduğu ve bu seçenekler doğrultusunda istedikleri üst öğrenip programına yönlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. İlköğretim İkinci kademedeki ders programları üst programlar dediğimiz, üç tip liseye geçişi sağlayıcı zorunlu ve seçmeli dersleri de aynı şekilde çağdaş program, araç-gereç ve yöntemlerle almalarına ve mezuniyet durumu ile ilgili belirlenen başarı düzeyleri ve bireysel ayrıcalıkları dikkate alınıp, değerlendirilerek; “ Yönlendirme Komisyonları ” kararları doğrultusunda yönlendirilmeleri gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, İlköğretim 4. sınıftan itibaren mezun oluncaya kadar, sınıf ve sınıf rehber öğretmenlerinin gözlem ve diğer değerlendirme sonuçları, öğrenciyi tanımaya yönelik psikolojik ölçme araçları sonuçları dikkate alınarak, ilgi, yetenek, kişilik, istidat, başarı vb. tüm bireysel ayrıcalıkları dikkate alınıp, değerlendirilerek, yönelebileceği uygun programlardan kendine uygun ve istediği bir programa yönelme koşulları oluşturulmuştur. “Yönlendirme Komisyonu kararları”
Yönlendirmede diğer bir farklılığı, İlköğretim ikinci kademede üst programlara yönelmesini sağlayan zorunlu dersler tüm sınıflara eşit dağıtılarak almaları sağlanmıştır. Yine yöneldiği lise programından diğer liselere ve farklı programlara sürekli geçişlerine olanak sağlayan zorunlu ve seçmeli dersler bulunmakta, öğrenci ilerde geçmeği düşündüğü programa uygun dersler alarak, yıl sonunda mevcut koşullar oluştuğunda, istediği uygun bir programa geçebilmektedir. Burada önemli olan öğrencinin yaşantısının her döneminde başarabildiği oranda başarısının ödüllendirilmesi ve istediği bir programda daha başarılı ve mutlu olacağı düşüncesi ile kendini geliştirdiği sürede her zaman ve her koşulda istediği programa yatay ve dikey geçiş olanağının kendisine tanınmasıdır. Ancak kendisi ile aynı koşulları taşıyan akranları ile aynı performansa ve başarı düzeyine sahip olduğunu kanıtlaması yeterli olmaktadır. Yine her programda başlangıçta ilköğretim sonu, ortaöğretimde her yılın sonundaki performansına uygun yöneleceği alanla ilgili düzey sınıflarının oluşturulmuş olması hem öğrenci hem de öğretmen yararına bir düzenlemeyi getirmiş olmasıdır ki bu sistemin diğer üstün bir özelliğidir. Öğrenciyi sürekli zorlanmadan, psikolojisini ve kişiliğini olumsuz etkilemeden, yeteneği oranında kendini geliştirmeye yöneltmekte ve sürekli kendini geliştirmeye çalışarak, sağlıklı bir rekabet ortamının oluşturulmasına katkı sağlamaktadır.
YÖNLENDİRME NE ZAMAN NASIL YAPILMALIDIR:
1- Sekizinci sınıfın diğer deyişle zorunlu ilköğretim sonunda yapılmalıdır. Alternatif olarak, Dokuzuncu sınıflar yönlendirme sınıfına dönüştürülebilir. 2- Yönlendirme sınıfında çok programlı ve çok amaçlı programlara, öğrencinin yönlendirilmesini sağlayıcı ders programlarına yer verilmesi zorunlu olmalıdır.. 3- Yönlendirilme sınıfından çok ilköğretim sonu yapılan yönlendirmelerin daha önce uygulandığı göz önüne alınarak, (Almanya vb. Avrupa ülkeleri) belirttiğim şekilde bir yönlendirmenin “ Yönlendirme Komisyonunca” yapılması daha sağlıklı ve verimli olacaktır.
Her iki yönlendirmeden hangisi kararlaştırılırsa, kararlaştırılsın; yönlendirmede ilköğretim sonunda, aşağıda adı geçen ortaöğretim-lise programlarına yönlendirilme gerçekleştirilmelidir.
A- ORTAÖĞRETİM-LİSE TÜRLERİ
1. Öğrencilerin akademik başarı durumları, yetenekleri ölçüt alınarak, isteklerine uygun olan; Çok Programlı Liselere,
2. Akademik başarıdan çok ağırlıklı ilgi ,yetenek ve istidatları dikkate alınarak, isteklerine uygun, Çok Programlı Mesleki -Teknik Liselere. 3. Başarı, ilgi ve yeteneği yönlendirme için gerekli ölçütleri tutmayan öğrenciler, isteklerine uygun, İşe-Hayata Hazırlayıcı Lise Programlarına yönlendirilirler. Her Eğitim Kompleksi bünyesinde bu üç tür lise programı dışından, ortaöğretim kampusları oluşturulamaz. Özel girişimciler bunlardan bir veya birkaçını oluşturabilirler. Bu kampuslarla ilgili ayrıntılı bilgi Ortaöğretim Programları konusunda verilecektir. Her iki programa yönlendirilmeye hak kazanan öğrenciler, isterlerse bir alt programa yönelebilirler. Üst programlarda kesinlikle koşulları diğer öğrencilerin girişi için gerekli olan ve İlköğretim sonu, Yönlendirme Komisyonu kararları, Ortaöğretim de ise her yıl yada en az dönem sonu, yöneleceği programla ilgili alan derslerinin başarı ölçütleri Ortaöğretim Yönlendirme Komisyonu kararlarında dikkate alınır ve yönlendirilir. Bugünkü Türkiye koşullarında çok değişik tür ve amaçta liseler bulunmaktadır. Bu liselere başarı-yetenekleri çok farklı olan öğrenciler devam etmektedir.Bu öğrenciler yalnız 9.Sınıflarda ortak programları görmekte ve bunun sonucu yüksek öğretim program sayılarının yetersiz olması nedeniyle ÖSS sınavı uygulanarak başarı durumları ve yetenekleri üst seviyede olan öğrencilerin yüksek öğretim programlarına yerleştirilmesi ön görülmektedir. Bu şekildeki mevcut uygulamalar eğitim-öğretimde ilerdeki bölümlerde, belirteceğim bir çok sorunları da beraberinde getirmektedir.
|
||||||||||||||||
|
Halil TÜRKMEN
|
||||||||||||||||