“
SINAV KAYGISI İLE BAŞA ÇIKMAK
KAYGI NEDİR? Kaygı,kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı,duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren durumdur. Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımızın sonuna dek devam eder.Öğrenme,kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve süregelen yaşamdan doyum alması için tüm bilgi,eylem ve becerilerin dünyaya geldikten sonra kazanılması sürecidir. Öğrenilenler,kişinin birikimini oluştururken,öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılmasıperformansı ortaya koyar.Başka bir deyişle performans kişinin akıl,duygu ve davranış düzeyinde daha önceden kazanmış olduğu şeylerin,belli bir durum ve belli bir zaman kesitinde,eylemsel olarak ortaya konulan şeklidir.Belli bir alanda insanın performansının en iyi olduğu durum,onun o alanda verilen potansiyelin tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur.Ancak zaman zaman çeşitli iç ve dış etkenler nediyle gerçek potansiyelin performansa dönüşmesi güçleşir.Bu etkenlerden biride yüksek kaygıdır. Öyleyse herhangi bir alanda başarılı olabilmek için hiç kaygı yaşamamak mı gerekir? Hayır...Her duygu gibi kaygı da kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum labilmesi için gereklidir.öyleyse amaç,kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil,kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye,istek duyma,karar alma,alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur.Örneğin,bir konferans ya da bir konuşma yaşadığımız orta düzeydeki bir kaygı,bu konuşmaya daha iyi bir performans göstermemize yardımcıdır.Hiç kaygı yaşamadığımızda ise,yapılacak olan işi elden geldiğince iyi yapmak için içinizde bir istek oluşmaz ve sonuç genellikle başarısız olur.Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise,bu da kişinin,enerjisini verimli bir şekilde kullanmasını,dikkatini ve gücünü yapacağı işe yöneltmesini engelleyerek,onu potansiyelinin tümünü kullanmaktan alıkoyar ve istenen performansa erişilemez.Kaygımız(heyecanda diyebiliriz buna) yükseldiği anda bedenimiz bazı sinyaller gönderip örneğin,kalp atışlarında hızlanma,terleme yada üşüme,yorgunluk,solunumda güçlük,titreme,mide ağrısı,baş ağrısı gibi.Böyle durumlarda kullanacağımız bazı yöntemle kaygının başa çıkılabilir düzeyde tutulabilmesi için bize yardımcı olabilir.
İnsanlar dünya üzerinde varoluşlarından bu yana iki temel duyguyla yüz yüze gelmişlerdir: Korku ve kaygı. Kaygı, insanın en temel duygularından birisi olarak hepimizin zaman zaman yaşadığımız ve yaşamımızı çeşitli şekillerde etkileyen bir durumdur. Kaygı genel olarak olumsuz bir duygu olarak değerlendirilse de aslında hayatımızı sürdürmemiz için son derece gereklidir. Bir miktar kaygı duymazsak ne ders çalışırız, ne sınava gireriz, ne de işe gideriz. Kısaca kaygının az bir miktarı yaşamsal öneme sahiptir. Gerektiğinde tek bir ilaç içmek zararlı değil yararlıdır, ancak, bir kutu ilacı birden içmek ölümcül etkilere sahip olabilir. skiden belli meslekler vardı ve bu mesleklere sahip olmak için çıraklıktan yetişmek yeterliydi.
Çağımızın çoğalan iş seçenekleri arasında boğulmadan kendimize en uygun işi seçebilmek ciddi bir hazırlığı gerektirmektedir. Bu da eğitimin her geçen gün önem kazanmasına ve derslerdeki başarının ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Doğal olarak sınav kaygısı artık yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Sınav kaygısı çok eskiden beri yaşanan bir gerçek olmasına karşın batı toplumlarında Amerika Birleşik Devletleri'nde sınav kaygısı ile baş etmek durumunda olan öğrencilerin oranı araştırmalara göre %20 seviyesinde iken, bu rakam bizde % 65-70 civarındadır. Dolayısıyla sınav kaygısıyla başa çıkma becerisinin kazandırılması, bizim ülkemiz için çok daha büyük bir önem taşımaktadır. Sınav kaygısı, yetersiz ders çalışma davranışı, fizyolojik belirtiler ve sınav durumunda sınavla ilgili olmayan düşünceleri içeren bir durum olarak açıklanabilir. Yapılan çalışmalarda, sınav kaygısının kuruntu ve duygu olmak üzere iki farklı boyutu olduğu gözlenmiştir.
Kuruntu boyutu, sınavla ilgili olarak kendi kendimize söylediğimiz şeylerdir. Duygu boyutu ise sınav baskısı altında iken ortaya çıkan duygusal tepkilerimizdir. Sınav kaygısının kuruntu boyutunun başarıyı daha fazla etkilediği gözlenmektedir. Kuruntu arttıkça başarı düşer. Çünkü, kuruntu daha çok başarısızlık beklentisiyle oluşmaktadır. Ayrıca, sınavla ilgili kuruntusu yüksek çocukların, sınavla ilgilenmek yerine kendileriyle ilgilendikleri, dikkatlerini sınava vermek yerine kendilerine döndükleri gözlenmektedir. Sınav kaygısının beraberinde gelen bir durum da, yetersiz ders çalışma davranışıdır. Sınav kaygısı varsa mutlaka yetersiz ders çalışma becerisi ortaya çıkar. Başarıyı olumsuz yönde etkileyen öğelerin başında ders çalışma becerilerinin yetersizliği gelmektedir. Sonuç olarak, sınav kaygısı ve yetersiz ders çalışma davranışı birleştiğinde başarısızlığa neden olur. Başarıyı artırmak için etkili ders çalışma yöntemlerinin öğrenilmesinin yanı sıra, sınav kaygısının da azaltılması gerekir.
Sınav kaygısı yaşayıp yaşamadığını nasıl anlarsınız?
Bunu anlamanız çok kolay olmayabilir. Eğer ders başarısında belirgin bir düşüş var ise ya bir sorunu olabilir yada bu sorun sınav kaygısı da olabilir. Kendinize gelecek için bir hedef koymamış olabilirsiniz. Hedefiniz olabilir, ancak hedefe ulaşmak için yeterli çabayı göstermiyor olabilirsiniz. Yaşamdan olumlu bir beklentiniz olmayabilir. Ders çalışmaktan rahatsızlık duyuyor olabilirsiniz, (Ders çalışmayı sürekli erteme, derslere karşı ilgisizlik,ders konusu açıldığında kaçınmalar veya geçiştirmeler, dersleri başarmak için az yada hiç çaba göstermemek )
Sınavda, terleme, kalbin sıkışması, ellerin titremesi, nefes darlığı ve çok heyecanlanmak. Sınavda sürekli başarısız olacağını düşünmek. Sınava konsantre olamamak. Yukarıda belirtilerin bazıları yada birçoğu görülebilir.
Sınav Kaygısı Neden Ortaya Çıkmaktadır?
Herkes başarılı olmak ister. Doğal olarak sizde başarılı olmak istersiniz. Sınavlar, başarısız olma riski olan durumlardır. Sınav kaygısının temelinde bu düşünce vardır. Bunun yanında, en önemli kaygı nedenlerinden birisi de anne-baba ve öğretmen davranışlarıdır. Büyüklerin, sizden beklediği başarı düzeyi yüksek olabilir, ders çalışma konusunda yapılan baskılar, sınavı kazanamayınca yada yüksek puan alamayınca ne olacağı konusunda verilen olumsuz örnekler, aşağılamalar, moralini bozmalar vb. bir çok olumsuz davranışlar; her ne kadar yetişkin çocuğunun başarılı olması için bu davranışlarda bulunuyorsa da, çocuk ta derse karşı ilgi ve başarmak için çalışma isteği olmadığı sürece bu çabalar işe yaramayacaktır.
Sonuçta öğrencinin kaygı yaşamasına ve başarısız olmasına neden olacaktır. Normal bir kaygı düzeyi verimi arttırırken, aşırı kaygı, dikkat dağılması ve endişeyle birlikte başarısızlığı getirmektedir.
Kaygı: Mide bulantısı, kalp çarpıntısı, avuçta terleme gibi fiziksel sonuçlarıyla başa çıkmak için rahatlatıcı egzersiz yapmak,
zihinsel etkilerine karşı olumsuzluk,
Kaygı düzeyi yüksek öğrencilerin, kaygı düzeyi az olanlardan, daha çok ders çalışmasına rağmen başarısız oldukları kanıtlanmıştır.
KAYGIYA YENİK DÜŞMEMEK Normal düzeydeki kaygı, kişiye istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını artırma açısından yardımcı oluyor. Bir sınava yada derse çalışma veya bir konuşma hazırlamak için yaşanacak orta düzeydeki kaygı, başarılı sonuç verirken, hiç kaygı yaşanmayan faaliyetlerde işi elden geldiğince iyi yapmak için kişinin içinde bir istek oluşmadığından, sonuç genellikle başarısız oluyor. Bu nedenle insan yaşamından kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak yerine, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak kişinin kendi yararına kullanması gerekiyor. Yaşanan kaygı çok yoğun ise kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi mümkün olmadığı gibi, potansiyelini de tamamen etkisiz duruma getiriyor. Kaygı düzeyi yükseldiğinde, beden bunu kalp atışlarında hızlanma, terleme ya da üşüme, yorgunluk, solunumda güçlük, kalp çarpıntısı, titreme, mide ağrısı, baş ağrısı gibi fiziksel sorunlarla açığa vurmaktadır. Sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerin sınav gününden önce ve sınav günü uykusuzluk, gerginlik, çarpıntı, sinirlilik, karamsarlık, kabus görme, korku, iştahsızlık, durgunluk gibi belirtiler göstermesi de elde edilecek başarısız sonucun habercisi sayılıyor. Sınav sırasında başarısız olacağına inanan öğrenci, dikkatini toplamakta ve soruları anlamakta zorluk çekiyor ve bildiği soruların cevaplarında bile ciddi hatalar yapabiliyor.
ÇOK ÇALIŞMAK DA SONUCU DEĞİŞTİRMİYOR Kaygısı yüksek olan öğrenciler, düşük olanlara oranla ders çalışmaya daha çok zaman ayırmasına rağmen, diğer öğrencilerden daha başarısız olmaktadır. Elde edilen bulgular, düşük performansın nedenini bu öğrencilerin ders çalışma sürelerindeki yetersizlikle değil, olumsuz düşüncelerinin kendilerinde yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıyla açıklıyor. Kaygı seviyesi yüksek öğrenciler sınav öncesinde, “Zaman kalmadı. Hiç bir şey bilmiyorum, herkes çalışmasını bitirmiştir. Sınav günü geldi ve ben çalışmış olsam da nasıl olsa her şeyi birbirine karıştıracağım”, ya da sınav sırasında “Benden daha iyiler olduğuna göre neden sınav kağıdını ilk ben veriyorum ? Sorular bu kadar kolay olamaz. Ben yanlış anlamış olmalıyım...” gibi düşüncelerin etkisi altına girerek kendilerini sıkıntı altına sokuyor. Öğrencilerin sınav öncesinde öğrendiği bilgiyi, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanmasına engel olan sınav kaygısının etkileri, “endişe” ve “yoğun duygulanım” başlıkları altında ifade ediliyor. EGZERSİZ VE OLUMLU DÜŞÜNME Kaygının zihinsel süreci olan “endişe” ile başa çıkmak için gerçekçi ve olumlu düşünme biçimini benimsemeye çalışmak, bedensel süreci olan “yoğun uyarılma” ile başa çıkmak için de gevşeme egzersizleri yapmak gerekiyor. Öğrencilerin kendi zihinlerinde ürettiği bu olumsuz düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulmaları halinde, endişeleri azaldığı ve artık bedenden gelen sinyaller eskisi kadar olumsuz yorumlamadığı için “yoğun uyarılma” ve “endişe” sürecinin aşama aşama yok olacağı belirtiliyor. Öğrencilerin potansiyellerini kullanabilmeleri ve öğrendiklerini kağıda doğru ve sistemli bir şekilde dökmeleri için endişe verici sürecin etkisinden uzak ve huzurlu ortamlarda kendilerini rahat hissettikleri pozisyonlarda ders çalışmaları öneriliyor. KAYGI NASIL ORTAYA ÇIKIYOR VE BİZİ NASIL ETKİLİYOR? Aşağıda sınavla ilgili iki farklı senaryo verilmiştir. Şayet üniversite sınavına hazırlanıyorsanız; Şimdi size iki öykü sunacağım, dikkatlice dinleyiniz. Şimdi gözlerinizi kapatarak, “ Lütfen benim anlattıklarımı kafanızda resimlemeye (canlandırmaya) çalışınız, sadece ve sadece resimlemeni ve anlattıklarımı yaşamaya çalışmanızı istiyorum' Sonra yumuşak bir ses tonuyla ve her cümle sonunda, üç saniye ara vererek okumaya başlayın.
(Birinci öykü)
Tarih 19 Haziran Pazar 2005 Sabah saat 07.30.
Annen: Kalk! sınava iki saat kaldı, kahvaltı ve hazırlığını yapabilmen için fazlaca zamanın kalmadı, diye seslendi. Bir gece önce geç uyuyabildiğin için kendini yorgun ve halsiz hissediyorsun. Odanın penceresinden dışarı baktın. Dışarıda yağmurlu ve rüzgârlı bir hava var. Sanki kış gününden kalma bir gün. Havanın rüzgârlı olması nedeniyle elektrikler kesilmiş, bu nedenle evinizin içi oldukça karanlık. Banyoya hazırlanmak için gittin. Banyo karanlık ve bir mumla aydınlatılmış. Bu nedenle sabah hazırlığını yeterince yapamıyorsun. Sadece yüzünü yıkayabiliyorsun, saçlarını ıslatıp tarayabiliyorsun. Kahvaltını yapmak üzere kahvaltı yaptığınız yere geçtin. Tüm aile masada hazır, seni bekliyorlar. Sanki herkes senin yüzüne bakıyor. Biraz kaygılı gibiler ama sana belli etmemeye çalışıyorlar. Herkese günaydın diyerek masaya oturuyorsun. Ortama sessizlik hakim. Kimse konuşmuyor. Sadece çatal,bıçak sesleri duyuluyor.Konuşmalar olmasa da bir gerginlik var ve sen bunu hissediyorsun. Saat: 08.00. sınav yerine gitme vakti geldi. 'Hadi artık gidelim, evraklarını, belgelerini hazırla' dediler. Evraklarını kontrol ediyorsun, nüfus cüzdanın evraklarının arasında yok. Oysa akşam hepsini tek tek kontrol etmiştin. 'Nüfus cüzdanımı bulamıyorum!' diyorsun. Evde bir hareketlenme başlıyor. Herkes bir yerlerde nüfus cüzdanını aramaya başlıyor. 'Burada yok', 'burada da yok' diye sesler yükselmeye başlıyor. Saat 08.15’ı geçti. Gittikçe gerilim artıyor. 'Kim karıştırdı benim evraklarımı, akşam hepsini kontrol etmiştim' diye bağırıyorsun. Sonunda nüfus cüzdanın ÖSS Başvuru Kılavuzunun arasından çıkıyor ve saat 08.30. Alel acele giyiniyorsun. Kapının önünde tüm aile hazır ve seni uğurlamak için bekliyorlar. 'Senin kazanacağından eminiz, kendine güven' diyorlar. Bu seni biraz daha gerginleştiriyor. Dışarı çıktınız. Yağmur ve rüzgâr oldukça kötü çarpıyor. Arabanıza doğru ilerlediniz ve kendinizi arabaya güçlükle atabildiniz. Baban arabayı çalıştırmak için kontağı çeviriyor. O da ne ? Araba bir türlü çalışmıyor. Aküsü boşalmış. Çalıştırmak için birkaç defa daha deniyorsunuz. Ancak bir türlü çalışmıyor. Hemen bir taksi bulup gitmek için arabadan dışarı çıkıyorsunuz. Pazar günü olduğu için yollar bomboş. Bir türlü bir taksi geçmiyor. Saat 09.00 oldu. Sonunda bir taksiye binerek yola çıkıyorsunuz. Saat 09.20 ve nihayet sınava gireceğin okula geldiniz. Sınava girecekleri içeri almışlar, koşarak okulun kapısında içeri giriyorsun. Sana sınav salonunu gösteriyorlar. Sınav salonuna gidiyorsun ve yerine oturuyorsun. İki sınav görevlisi içeri girdiler. 'Çabuk evraklarınızı hazırlayın ve sıraların üstüne bırakın' dediler.
Evraklarını sıranın üstüne koydun ve beklemeye başladın. Görevli gelip evraklarını incelemeye başladı. Adeta kuşkuyla bir sınav kimlik kartına, bir nüfus cüzdanına ve bir yüzüne bakıyor. Bu fotoğraflar pek sana benzemiyor, yoksa fotoğraftaki kişi sen değil misin?' diye soruyor. Adeta kalbin dışarı fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı.Boğazında bir şeyler düğümleniyor. Cevap veremiyorsun. Evraklarını inceleyen görevli diğer görevliyle bu durumu görüşüyor. Aralarında bir şeyler konuşuyorlar, 'biri sınava almayalım' diyor, öbürü 'bence bu fotoğraftaki kişi bu öğrenci' diyor.
Senaryoyu okumayı tamamladığınızda, öğrencilere 'gözlerinizi açabilirsiniz' diyerek neler yaşadınız, neler hissettiniz, kaygılandınız mı, kaygılanmadınız mı ?, gözlerinizin önünden neler geçti, kendinizi nasıl hissettiniz
Bu konuda söz almak isteyenler ?
Eğer öğrenciler, bu uygulamayı ciddiye almışsa ve sizin okuduklarınızı gözünde canlandırıp yaşamaya çalışmışsa, size kaygılandığını, hatta hâlâ etkilerinin devam ettiğini, kalbinin bile hızla atmaya başladığını, ellerinin terlediğini söyleyecektir. Buradan da anlayabileceğimiz gibi, uydurma, gerçekten oldukça uzak, adeta bir oyun oynamak amacıyla yapılmış bir uygulama kaygı düzeyini yükseltebiliyor. (Kaygıya davetiye çıkaran resimleri ortaya çıkardınız.)
(İkinci öykü) Şimdi tekrar gözlerinizi kapayınız.
Tarih 19 Haziran Pazar 2005 Sabah saat 07.30’ da uykudan kendiliğinden uyandınız. Camdan dışarı baktın, güneş ilk ışıklarını sunuyor. Ortama sakinlik ve sessizlik hakim. 18 HAZİRAN 2005’den yani bir gün öncesinden farksız. Odandan dışarı çıkıyorsun. Ortam yeterince aydınlık. Annen mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Mutfağa gidiyorsun ve birbirinize 'Günaydın' diyorsunuz. Banyoya geçiyorsun. Ilık bir duş alıyorsun. Bu duş oldukça iyi geliyor. Kahvaltı yapacağınız yere geçiyorsun. Saat 8.00, Baban bir önceki günün gazetesini karıştırıyor, birbirinize 'günaydın' diyorsunuz. Sen de göz ucuyla gazetedeki başlıkları okumaya başlıyorsun. Kahvaltı masası hazır. Masaya geçiyorsunuz. Annen ya da baban 'evrakların hazırladın mı ?' diye soruyor. Sen de 'her şey tamam diyorsun'. Kahvaltını yapıyorsun. Kahvaltı sonrasında hazırlığını tamamlayıp evraklarını son bir kez daha kontrol ettikten sonra saat 08.25’te babanla (annenle) birlikte çıkıyorsunuz. Arabanıza biniyorsunuz. Sınava gireceğin okula doğru yola çıkıyorsunuz. Ortalık güneşli ve sakin. Saat 08.50, sınava gireceğin okula geldiniz. Okulun bahçesinde sınava girecek öğrenciler ve onlarla birlikte gelen yakınları var. Kimi bir köşede duruyor, kimi bahçede dolaşıyor, kimileri de kendi aralarında konuşuyorlar. Sen de sakin bir köşeyi tercih ediyorsun. Aklında biraz sonra gireceğin sınav var. Sınav salonuna girince neler yapacağını planlıyorsun; 'Önce cevap kartında basılı olan bilgilerin bana ait olup olmadığını kontrol edeceğim ve ÖSYM numaramı kodlayacağım, sonra doldurulması ve kodlanması gereken bölümleri doldurup kodlayacağım, soru kitapçıkları dağıtıldıktan sonra öncelikle kitapçık türünü cevap kartına kodlayacağım, soru kitapçığının sayfalarını hızlıca çevirerek eksik ya da baskı hatası olan sayfalar olup olmadığını kontrol edeceğim. Tüm bunları yaptıktan sonra... soruları bölümünden başlayarak yanıtlayacağım, önce çok iyi bildiğim soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağım, diğer soruları daha sonra yanıtlayacağım. Yapamadığım sorular olursa moralimi bozmayacağım, hemen diğer soruya geçeceğim ve sadece o soruya konsantre olacağım.' gibi planlar yapıyorsun. Saat 9.10 Sınav salonlarına öğrencileri almaya başladılar. Sen de sınav salonuna gidiyorsun. Sınav salonuna girdin, evraklarını sıranın üstüne koydun ve görevlileri beklemeye başladın. Sınav görevlileri içeri girdiler. 'Günaydın arkadaşlar, lütfen belgelerinizi hazırlayın' dediler. Kontrol başladı ve sıra senin belgelerinin kontrolüne geldi. Sınav görevlisi kontrolünü yaptı ve diğer sıraya geçti.
Senaryoyu okumayı bitirdiğinizde 'gözlerinizi açabilirsiniz' diyerek neler yaşadnız, neler hissettiniz, kaygılandınız mı- kaygılanmadınız mı, gözlerinizin önünden neler geçti, kendinizi nasıl hissettiniz? . Hangi öykü siziu daha çok kaygılandırdı? Birincisi değil mi? Çünkü siz ikinci öyküyü okurken temkinliliğin ve sakinliğin dili oldunuz. Ona gerçeğe uygun bir öykü anlatınız. Hiçbir şey abartılmış değildi. Bu nedenle ikinci öykü onu kaygılandırmadı.
Uygulama – 2 : Bu uygulamayı yine bir arkadaşınızla birlikte yapabilirsiniz. Bir arkadaşınıza 'seninle üçer üçer geriye sayma oyunu oynayalım, 1 dakikalık süre içinde bakalım hangi sayıya kadar gelebileceksin? Kaç hata yapacaksın?' açıklamasını yapın. Daha sonra saatiniz ayarlayın ve '345’ten üçer üçer geriye doğru saymaya başla' deyin. Arkadaşınız saymaya başladıktan sonra ona şunları söyleyin:
-
Daha hızlı saymalısın
-
Hata yapmamalısın
-
Çok yavaş gidiyorsun, oysa ben senin daha hızlı olabileceğini düşünüyordum. Bende hayal kırıklığı yarattın.
-
Bugüne kadar kiminle bu oyunu oynadıysam hepsi senden çok iyiydi.
-
Süre kısalıyor.
-
Vah vah bu kadar mı sayabiliyorsun vb.
Yukarıdaki sözleri daha artırabilir ve çeşitlendirebilirsiniz. Bu sözler arkadaşınızın büyük bir olasılıkla dikkatini dağıtacak, şaşırmasına neden olacak, onu öfkelendirecek, hata yapmasına yol açacak ve belki de oyunu oynamaktan vazgeçmesine neden olacaktır. Çünkü siz bu oyunda kaygının sesi oldunuz, arkadaşınızın dikkatini dağıttınız, beynini rahatsız ettiniz. Gördüğünüz gibi insanlar, çok iyi bildikleri bir konuda bile, kaygının sesine kulak vererek hata yapmaya, gerilmeye ve hatta kendilerini kötü hissetmelerine bile neden olabiliyorlar.
Sınavda da kaygının sesi zaman zaman sizi rahatsız edebilecektir. Size;
-
Bir soruyu yapamadığınızda 'bu soruyu bile yapamadın, bundan sonrakiler daha zor sorular, onları nasıl yapacaksın?
-
Herkes bir bölümü bitirdi, sen hâlâ bitiremedin.
-
Zaman daralıyor, acele etmelisin.
-
Sorular hiç beklemediğin gibi, işin çok zor.
-
Sınav bitse de kurtulsan.
-
Bu gidişle biraz zor kazanacaksın vb. telkinlerde bulunacaktır.
Sınavda sizden istenen sadece ve sadece soruları doğru okuyup, algılayıp anlamak ve soru ile ilgili doğru akıl yürütmektir, sınavın sonucu ile ilgili değil. Kaygıyı yakından tanımak onunla mücadele etmenin temel koşuludur. Yukarıdaki örneklerden de görüldüğü gibi kaygı, dikkat ve konsantrasyonu olumsuz yönde etkileyen, performansı düşüren, sınav motivasyonunu olumsuz yönde etkileyen düşünceler silsilesidir. Şimdi size soruyoruz; bir deneme sınavında sınav görevlisi bir öğretmen başınıza dikilse ve size; 'çok yavaş çözüyorsun, yanıtlarından pek emin değilsin, bak yine hata yaptın' gibi sözler söyleseydi ne hissederdiniz? Bu sözlerin size ne gibi yararı olurdu? Dikkatiniz dağılır mıydı? Öğretmeninize 'Lütfen, dikkatim dağılıyor, soruları anlayamıyorum' diyerek sizi rahat bırakmasını kibarca hatırlatır mıydınız? Öyleyse sınav kaygısını ortaya çıkaran düşüncelere, seslere niye aynı tavrı takınmıyorsunuz? Bu sizin elinizde değil mi? Yoksa kendinize söz geçiremiyor musunuz?
ÜNİVERSİTE SINAVI SONUCUNDA YAŞAYABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ ÜZÜNTÜLERİ VE SEVİNÇLERİ SINAV SONRASINA BIRAKINIZ
Üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilerden, kaygı ve konsantrasyon sorunu yaşayanların genellikle zihinlerinde kendilerine izlettirdikleri iki tür film vardır: Bunlardan birisi romantik film, diğeri ise korku filmidir. Senaryolarını kendilerinin yazdığı, yönetmenliğini kendilerinin yaptığı ve başrolde kendilerinin oynadıkları bu filmleri hazırlık süreci boyunca kendilerine izlettirirler. Bu filmleri izlemekle kalmadıkları gibi bir süre sonra da gerçek olduğuna inanmaya başlarlar.
Gençlerin kendilerinin üretikleri filmlerden biri olan 'romantik' filmin konusu; üniversite sınavının başarılması halinde yaşanacak mutluluklar, sevinç, coşku, başkaları tarafından takdir edilme, rahatlama ve benzeri duygularla ilgilidir. Hatta bu filmi zihinlerinde canlandırırlarken kendilerini, sevinç ve zafer nidaları atarak zıplarken bile görebilmektedirler. Elbette bu rüyadan uyandıklarında, içinde yaşadıkları gerçeğin henüz hiç de öyle olmadığını görerek ve kazanamamaları halinde bu hayallerinin gerçekleşmeyeceğini düşünerek kaygılanmaktadırlar. Gençler bunu kendilerini daha iyi güdülemek, dersleri daha çok severek ve isteyerek çalışabilmek amacıyla yaptıklarını söylemektedirler.
İzlenen filmlerin bir diğeri olan 'korku' filminin konusu ise; üniversite sınavının başarılamaması halinde yaşanacak mutsuzluk, hüzün, çökkünlük, ailesine ve başkalarına rezil olma, sıkıntı ve benzeri duygularla ilgilidir. Yine bu filmi canlandırırken kendilerini ağlarken, sıkıntıdan bunalmış, çaresiz bir halde görebilmektedirler. Bu filmi izleyen gençlere sorulduğunda, bunu sınavla ilgili tüm olumsuzlukları şimdiden düşünerek ve yaşayarak önlemek, ders çalışma yönünde kendilerini harekete geçirmek ve hatta bunu, sorumluluklarını daha iyi yerine getirebilmek amacıyla yaptıkları yönünde yanıtlar alınmaktadır.
Yukarıda sözü edilen her iki yaklaşım biçimi de genci kaygılandıran, konsantrasyonunu olumsuz yönde etkileyen bir yaklaşım biçimidir. Çünkü bu yaklaşım biçimleri, önüne bakmadan yürümeye benzer. Ne zaman ki genç ve çevresi 'gözlerini sınavın sonucuna çevirirler' işte o zaman bu ve benzeri gerçekçi olmayan düşüncelere davetiye çıkarırlar. Oysa gerçek olan ve görülebilen bugündür, şimdidir.
Sınavda sorulacak soruların zorluğunu düşünmek, sonuca ilişkin tahminlerde bulunmak zamanın, çalışarak değil kaygılanarak geçirilmesine neden olur. Sınava ilişkin tahminleriniz ve düşünceleriniz sınavın sonucunu olumsuz yönde etkiler.
Sınavın sonucu hakkında yorum ve değerlendirmeler yapabilmek için henüz elimizde yeterli ve somut veriler yoktur. Sınav sonucunda doğru ve yanlış sayılarımız ortaya çıkmadan, alacağımız yaklaşık puanı görmeden bu günden üzüntü ya da sevinç yaşamanın ne denli anlamlı olacağını kendimize soralım. Gerçekten sınav sonrasında üzüntü ya da sevinçler yaşanabilecektir. Üzüntü ve sevinci sınav sonuçları belli olduktan sonra yaşayalım.
HEYECANLANMAKTAN DEĞİL HEYECANI PANİĞE DÖNÜŞTÜRMEKTEN KAÇININIZ
Bazen duygularımızı ifade ederken birbirine karıştırabiliyoruz. Sınav kaygısı konusunda da heyecan, kaygı ve korku duyguları birbirine karıştırılabiliyor. Oysa kaygı duygusunu iyi tanıyabilmek, kaygıyla mücadele etmek ve onu kontrol edebilmek için gereklidir.
Heyecan duygu hali ortaya çıktığında vücudumuzda seratonin hormonu salgılanır. Seratonin hormonu salgılandığında yani kişi heyecan duyduğunda uyanık (uyarılma durumuna hazır, tetikte) ve kendine güven doludur. Kısa sürede düşünür ve çabuk cevaplar verir. Her alanda gösterdiği performans iyidir, kendisini hevesli ve gayretli hisseder. Yaptığı iş ile ilgili keyifli ve enerjiktir. İnsanlar heyecan yaşamak için, kimi zaman riskli olabilecek yollara bile başvurabilirler. Örneğin, ralliye katılmak, paraşütle atlamak, denize dalmak ve açılmak, sörf yapmak, safariye katılmak vb. faaliyetler insanlara heyecan verdiği için tercih edilmektedir. Sizin de yaşamınızda heyecan duyduğunuz ve hoşlandığınız bir çok faaliyetiniz olabilir.
Sınava başlamadan kısa bir süre önce hissedilen duygu hali genellikle heyecandır. Beyin bir süre sonra karşılaşacağı soruları yanıtlayabilmek ve gerekli olan yüksek beyin fonksiyonlarını yerine getirebilmek için hazırlık aşamasındadır. Önemli olan bu doğal sürecin kaygıya ve paniğe dönüştürülmemesi; algılama, anlama, yorumlama, hatırlama gibi bilişsel etkinliklerin olumsuz yönde etkilenmemesidir.
Öğrenciler kimi zaman bu doğal sürecten 'eyvah kaygılanıyorum, bildiklerimi unutacağım, şimdi heyecandan elim ayağıma dolaşacak' gibi düşüncelerle olumsuz yönde etkilenebilmektedirler. Hatta kaygılanmamak için yeni kaygılar üretebilmektedirler. Bu koşullar altında birey etkili ve verimli düşünemediği gibi algılama, anlama ve hatırlama becerilerini de istediği düzeyde kullanamamaktadır. Artık kaygı girdabına giren (bilişsel kargaşa yaşayan) birey ne yapacağını şaşırmış ve paniklemeye başlamıştır. Panikle birlikte ellerde titreme, kalp atışlarının hızlanması, mide ağrısı, gerginlik vb. fiziksel birtakım belirtiler de ortaya çıkabilmektedir.
Sınava girmeden birkaç saat önce ya da sınav başlamadan kısa bir süre önce heyecanlamaya başladığınızı farkettiğinizde, bunu diğer tüm öğrenciler gibi sizin de yaşadığınızı, bunun doğal olduğunu ve hatta sınavda başarılı olabilmek için bu heyecanın gerekli olduğunu kendinize söyleyin Bilgisayar nasıl ki belli bir süreci izleyerek açılıyorsa ve bu süreçte bilgisayara herhangi bir müdahale edilmiyorsa, beyninizin de sınav öncesinde benzer sürece ihtiyacı vardır.
GEÇMİŞ VE GELECEK ARASINDA SAVRULMAYIN, “GÜNÜ YAKALAYIN”
Bazı insanlar geçmiş yaşantıları ile gelecekte yaşayacaklarına inandıklarının arasında gidip gelmekten bugünü yaşayamazlar. Hatta bu tür insanlar, “Bir olayın kötü yönlerini düşün, iyi olunca sevinirsin” gibi bir felsefeyi de benimsemiş durumdadırlar. Yaptıkları hatalar, yaşadıkları başarısızlıklar, gösterdikleri beceriksizlikler, üzüntüler onları öylesine meşgul eder ki, “Ben aslında geçmişte pek başarılı olamadım, matematik dersini de eksiden beri hiç beceremem, bir türlü düzenli ve planlı öğrenci olamadım.” gibi geçmişte yaşadıklarını düşünüp dururken zaman akıp gider ve zamanlarını değerlendiremezler. Zamanın verimli bir şekilde kullanılamamasından dolayı da başarısızlık doğal bir sonuç olacağından “Ben biliyordum böyle olacağını” diyerek ne kadar haklı olduklarını onaylarlar. Oysa insan “Ne ekerse onu biçer.”
Aslına bakarsanız bu kişiler çok temkinlidirler. Ancak bunda öylesine aşırıya kaçmışlardır ki, geleceğin olumsuz sonuçlarını daha şimdiden yaşamaya başlamışlardır bile. Ama nedense korktukları hep başlarına gelir. Örneğin, karda yürürken “Ya düşersem...” dediklerinde düşer veya düşme tehlikesi geçirirler. Ders çalışırken “Bu kez de istediğim gibi başarılı olamazsam...” dediklerinde bu düşündükleri gerçekleşebilir. Sonra da “Bak ben demedim mi?” diye söze başlar ve “korktuklarının hep başlarına geldiğini” anlatır dururlar.
İşte bu arkadaşlar, sınava hazırlanırken bütün güçlerini seferber ederler. Bir oraya bir buraya koşuşturur dururlar. Belki çok çalışırlar, belki de çalışmayı çok isterler. Ancak akıllarından geçen “Ya kazanamazsam...” düşüncesi onların tüm umutlarını kırar. “Zaten kazanamayacağım.”, “Çalışmam anlamsız.”, “Şimdi birçok öğrenci kimbilir ne kadar çok çalışıyordur, başarıya ne kadar yaklaşmıştır?” “Ben ne yapsam boş.” düşüncesine o kadar inanırlar ki çalışma konusunda isteksizleşebilir, hatta baştan pes edebilirler.
Tüm bunların sonucunda, bu öğrenciler potansiyellerinin çok altında başarı gösterirler. Çünkü var olan potansiyellerini kullanma fırsatını bulamazlar; onlar “geçmiş” ve “gelecek” arasında savrulmaktan bugünü yaşayamamışlardır.
Sevgili Gençler,
Geçmişi yeniden yaşayamayız. “O” tedavülden kaldırılmış para gibidir. Gelecek çok uzakta, onu göremeyiz. Gelecek, senet gibidir. Bugün ise nakit paradır. Eğer geleceği değiştirmek istiyorsanız “bugünü” değerlendirin ve değişimi hayallerinizde değil “bugünde” gerçekleştirin. Çünkü ancak “bugün” kontrolümüz altındadır ve bizler sadece kontrolümüzde olan şeyleri değiştirebiliriz.
Karar verdiğin doğrultuda bir yaşam oluşturma gücü sende var.” “ Diğer insanlar senin desteğin olacaktır.” “ Düşün, taşın, araştır. Ne yapacağına karar ver.” “ Kollarını sıva, giriş, nasıl ve nerede sana yardım edeceğimizi söyle, yardım edelim.” “ Önemli olan senin girişimin ve başarın. ” “ Ancak sen başlarsan, biz sana yardımcı olabiliriz.” Unutma ki… “ Kendin için neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu bilecek yetenek sende var.” “ Karar verdiğin doğrultuda bir yaşam oluşturma gücü sende var.” “ Diğer insanlar senin desteğin olacaktır.” “ Düşün, taşın, araştır. Ne yapacağına karar ver.” “ Kollarını sıva, giriş, nasıl ve nerede sana yardım edeceğimizi söyle, yardım edelim.” “ Önemli olan senin girişimin ve başarın. ” “ Ancak sen başlarsan, biz sana yardımcı olabiliriz.” PSİKOLOG HALİL TÜRKMEN
|