UNUTMA VE UNUTKANLIK NEDENLERİ

       Unutma konusunda, ayrıntılı açıklamalar yapmadan, unutmanın tersi olan hatırlama yada anımsama ve bütün bu süreçleri gerçekleştiren bellek süreçleri hakkında kısa ve öz açıklamalar yapmak istiyorum. İnsan denilen varlığın belleği olmasaydı, hayvanlardan “içgüdüsel davranışlar”  farklı olarak öğrendiği davranışların aynısını sürekli tekrar eder ve yapmak zorunda kalırdı. Bu nedenle de öğrenmediği davranışları yapamazdı. Hatta belleği olmadığı için öğrenmeden ve öğrenme birikimlerinden bile söz edilemezdi. Bellek yada hafıza, insanların geçmişte öğrendikleri bilgi ve becerileri hatırlama yada anımsama yetisidir.  Bellek, çeşitli nedenlerle anımsama yada hatırlama işlevini ve görevini yapamadığı durumlarda, hatırlamanın tersi  “UNUTMA” gerçekleşir.

     Bellek bilinçle ilgili bir süreçtir. Bireylerin bilgileri öğrenmesi, alışkanlıklar kazanması, hatta kültürün, kişiliğin oluşması belleğin işlevleridir. Bellek olmasaydı, bireyler kültürden kültüre aktarılan ve öğrenilen bilgi, beceri, davranış ve deneyimleri saklayamaz ve karşılaştığı her sorunu çözüme kavuşturmak yada ihtiyaç duyulan her bilgiye ulaşmak için her defasında aynı işlemlerin yeniden yapmak zorunda kalırdı. Kısaca öğrenme ve birikimden söz edilemeyeceği için  geçmiş ve o anki bilgi birikimlerinden kimse yararlanamayacağı için kültür ve medeniyetten de söz edilemezdi. “Bellek geçmiş yaşantıların, kazanılan bilgi ve becerilerin saklanması ve gerektiğinde yeniden canlandırılması yetisidir.” Belleğin belli başlı iki boyutu yani özelliği vardır. 1. Belleğin Temel Boyutu, Özelliği:  Kodlama, “Bilgilerin Belleğe Yerleştirilmesi işlevi “ Depolama yada Saklama “ Bilgileri Bellekte Tutulma İşlevi”  ve  Bilgileri, Ara Bul ve Geri  Getir “Bellekteki Bilgilerin Hatırlanıp, Çağrılması işlevi”; olmak üzere bellek üç aşamadan meydana gelir.  2. Belleğin türleri, çeşitleri: ”Duyumsal Bellek yada Kısa Süreli Bellek ve Uzun Süreli Bellek. Şimdi sırası ile belleğin boyutlarını örneklerle inceleyelim.

     Bilgilerin kodlanması,  bireylerce dış çevredeki uyarıcıların hepsi algılanmaz. Belirli bir seçme süzgecinden geçirildikten sonra, ancak belirli bir kısmı algılanır. Uyarıcılar seçilmeden, algılama, algılamayan bilgiler kısa süreli belleğe gelmez. Yani dış çevredeki uyarıcı, olay yada bilgilerin  bir çoğu kısa süreli, belleğe ulaşmadığı ve gelmediği için belleğe girmemiş şeylerin, hatırlanmasından  da söz edemeyiz. Bu durumda şikayet bellekten değil, seçici algılama süreçlerinden kaynaklanmaktadır. Diğer değişle neye dikkat edip, etmediğiniz konusunda sorununuz bulunmaktadır. Sorununuz kodlama aşamasındadır. Kısa süreli bir komşunuza gittiniz ve komşunuzla bir konuda konuştunuz ve çıktınız. Konuştuğunuz konuda yarım saat sonra bir soru sorulduğunda konuştuğunuz konu ile ilgili olanların çoğuna doğru yanıt verirsiniz. Çünkü bu bilgileri daha önce belleğin temel  işlevi gereği kodladınız.  Ancak arkadaşınızın üstündeki elbisenin rengini yada giydiği ayakkabının topuklu yada düz olup olmadığı vb. sorulara dikkat etmediğiniz ve bu bilgileri kodlamadığınız için hatırlamamanız da normaldir.Kodlama, uzun süreli belleğe giren bilgilerin belleğe kaydedilerek işler hale getirilmesidir.”  Kodlanan bilgilerin bellekte işlenmesi ve bilgilerin belleğe tekrar çağırılması sonucu, anımsa olayı gerçekleşir. Dolayısı ile tekrar çağırma kodlamada sık kullanılır.  Daha önce öğrenilen yada kullanılan bilgiler normal koşullarda hatırlanır. Birbiriyle ilişkili olan ve benzer şeyler çağrıldığında, çabuk hatırlanırlar. Basit örnek verirsek, okul deyince, benzerleri olan; öğrenci, öğretmen vb.  çağrılması “akla gelmesi”;  hatırlanması olayı gerçekleşir. Bütün bu işlevler, sinir sistemimiz ile ilişkilidir. Çevremizde sık sık karşılaştığımız yada sık sık kullanılan bilgiler “Yemekler, meyveler, sebzeler, hayvanlar, aile, yakın çevre, iş, okul vb ”   yada sevdiğimiz ve bizleri etkileyen  ”Bizim üzerimizde iz bırakan şeyler”  bilgiler, durumlar, olaylar, nesneler, beceriler ; sürekli karşılaşılan, tekrarlanan ve kullanılan bilgiler oldukları için çok iyi öğrenilmiş bilgilerdir. Bir kısmında yaşamımızın bir parçası olarak, devam etmiş ve olagelmiş, bilgiler ve davranışlardır.   Yaşamımızda en çok tekrar  edilen ve kullanılan bilgi, beceri ve davranışlar”  Bu tür bilgiler, yaşamımızda iz bıraktıkları, yaşamımızın bir parçası haline geldikleri yada alışkanlığa dönüştükleri için unutulmazlar ve çok çabuk hatırlanırlar. Diğer değişle hemen anımsanırlar. Anımsama olmaması halinde, düşünme, akla vurma ve öğrenme olayı gerçekleşemez.  Sinir sisteminde bir sorunun olması halinde, belleğin işlev yada görevlerinde aksamalar görülür ve hatırlamanın tersi unutma gerçekleşir.

    Bellekte tutma olayının gerçekleşip, gerçekleşmediği konusunda kendimizi  basitçe test edebiliriz.  Birinci deney, kişilere bir dizi sessiz, ünsüz harf verilerek ” B, S, Ç,T,G,K,F ” gibi  birkaç saniye sonra, gördükleri bu harf dizisini yazmaları istenir. Sonuçta, yapılan hataların ses benzerliğinden kaynaklandığı belirlenmiştir. ” Sıklıkla, T ile B nin yer değiştirmesi olayı gerçekleşir.”

        İkinci deneyde, bireye çeşitli kelimelerden oluşan 20 yada 25 kelime listesi verilir ve bunları öğrenmesi istenir. “Kelimeleri kendiniz oluşturmayacaksınız, bir arkadaşınıza yada tanıdığınıza oluşturmasını isteyiniz.” Daha sonra, ilgili kişice hatırladığınız, kelimeler tespit edilir. Hatırlanan, anımsanan kelime oranında, bilgileri yada öğrenilenleri bellekte tutma kapasiteniz belirlenir. Birkaç ay sonra, aynı testi tekrarladığınızda daha fazla kelimeyi hatırlayıp, anımsadığınız gözlenir. Diğer değişle öğrenilen bilgilerin tekrarı oranında, bilgiler hafızada kalıcı hale gelir ve yeniden anımsanarak, unutulmazlar. Bireylerin sevdiği, hoşlandığı yada ilgisini, dikkatini çeken durum ve olaylarla ilgili bilgileri anımsarken, sevmediği, hoşlanmadığı, dikkat ve ilgisini çekmeyen; olay ve bilgileri daha az yada hiç hatırlamamaktadır. Yaşanan ve bireyleri çok etkileyen olumsuz olay ve durumlarda                   ”Psikolojik Savunma Mekanizmaları devreye girer ve kullanılırlar.”

     Gördüğümüz resim yada tablolarla ilgili genellikle ayrıntıları anımsayamayız. “ Fotoğraf İmgesini” anımsamak kişiden kişiye değişmektedir. Bazı kişilerin özellikle fotoğraf imgesi olan yetişkinlerin; bir resme 3 ile 5 saniye baktıktan sonra, bu resmin bütün ayrıntıları 5-10 dakika belleğinde kalırken;  fotoğraf imgesi olmayanların 2-3 dakika belleğinde kalmakta ve ayrıntıları anımsamakta güçlükler yaşamaktadırlar. Yine resim yada fotoğrafa 3 saniyeden daha az bakıldığında, belleğe kodlanan bilgilerin bazısı ve  ayrıntıları kodlanmaz. Diğer değişle, yetişkin insanlarda, resim yada fotoğrafı, belleğe  kodlama süresi “3 ile 5 saniyelik”  bir süredir. Eğer resme bakan kişi, sürekli gözlerini kırpıştırırsa yada  gözlerini başka yöne çevirirse; fotoğraf imgesi kaybolur.

       Fotoğraf imgesi bireylerin ilgi, istek, arzu ve beklentileri  yönünde ve oranında değişiklik göstermektedir.  Oyun çağındaki çocuklar, sevdikleri oyun ve oyuncaklarla ilgili bütün ayrıntıları görebildiği ve anımsadığı halde; sevmediği ve ilgisini çekmeyen nesne ve olaylarla ilgili  ayrıntıları göremez ve anımsayamazlar. Fotoğraf imgesi olan kişileri oranı toplum içinde azınlıktadır. Çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda, ancak yüzde beşinin yarım dakikadan biraz uzun süre ayrıntılı olarak resmi bellekte tutabildiğini göstermiştir. Demek oluyor ki fotoğrafsı imge yada resimler mekanik olarak değil, bireyin ilgi, arzu ve beklentileriyle etkileştiği oranda oluşur. ” Eidetic Images.- Haber R.N. 1969”

       Kısa  ve Uzun Süreli Bellek: Bazı psikologlar, duyu organları yolu ile oluşan bilgi ve becerilerin, belleğe yerleşmesi yani duyusal belleği kısa süreli bellekten ayırarak, bazıları da kısa süreli bellekten ayırmadan; araştırmalar yapmışlardır. Kısa süreli belleğin küçük bir kapasitesi bulunmaktadır.  Yapılan araştırma sonuçlarına göre bazı bireylerin, 5 birimden; bazılarının da,  9 birimden sonra ; hatalar yaptığı tespit edilmiştir. Bu araştırmayı yapanlardan ,ünlü ABD’li Psikolog George Miller kendi çalışmalarında yedi rakamını tekrar tekrar görmüş ve kısa süreli belleğin kapasitesini “ Sihirli rakam yedi olarak belirlemiştir. 1956 . Alman Psikolog' u,  Ebbinghaus ise kısa süreli belleğin kapasitesini   artı, eksi 2 ile  7 arasında bir rakam  olarak belirlemiştir. 1985”  Diğer bir ifadeyle  belleğin kapasitesi,  5 ile 9 birim arasında bir rakam olarak belirlemiştir.

       Günlük yaşamımızda çok sayıda uyaranla karşı karşıya geldiğimiz için bu uyaranlardan işimize yarıyanlar dikkatimizi çeker ve kullanırız, bazıları da çok kısa bir süre işimize yaradıkları için kısa süreli bellekte saklar ancak işi bitince kullanılmayacağı için bir süre sonra unutulurlar. Çağımızda kitle iletişim araçlarının baş döndürücü gelişmeleri ve buna bağlı olarak teknolojinin yaşamımıza girmiş olması” Televizyon, bilgisayar, internet, cep telefonu vb.” bu uyaranlar insanlarda dikkatini günlük yaşamla ilgili uyaranlara vermede, dikkatini toplamada ve konsantre olmasında güçlükler yaşamasına neden olmaktadır. Bu durum öğrendiklerimizi unutmamıza neden olmaktadır. İhtiyaç duyduğumuz bir telefon numarasını, bir yerlere kayıt etmemişsek, kullandıktan  bir süre sonra o numarayı anımsayamayız. İş ararken bir arkadaşımız ile karşılaştık. İş aradığınızdan bahsettiniz. Arkadaşınız İş Kur’ da Müdür Ali Beye gitmenizi önerdi. İş Kur’a gidince kadar müdürün adını unutmamak için “Ali” kelimesini sürekli tekrarlayarak yanına varırsınız. İşe girdikten sonra, aradan, günler yada aylar geçtiği halde Müdür Ali Bey’ le ilgili, irtibatınız kesildiği için müdürün ismi  tekrarlanmadığı ve kullanılmadığı oranda bellekten silinir ve hatırlamazsınız. Kısa süreli belleğin kapasitesi sınırlıdır, bilgiler geçici bir süre tutulur ve uzun süreli belleğe aktarılmayan, tekrarlanmayan ve kullanılmayan bilgiler unutulurlar. Kısa süreli belleğin kapasitesini  belirlemede, kullanılan araştırma yöntemi çok basittir. Birbiriyle ilişkisiz bir dizi kelime, rakam yada sembolü öğrenmeleri  gereken “birim” deneğe verilir ve deneğin birimleri  hemen doğru sıralaması istenir. Birimler deneğe süratle verilerek, deneğin uzun süreli belleği ile bu birimler arasında ilişki kurması engellenmiştir. Bu nedenle hatırlanan birim sayısı kısa süreli belleğin kapasitesini oluşturur. Başlangıçta üç birim verilir, daha sonra düzenli olarak birimlerin sayısı arttırılır. Bazı denekler  5 birim, bazıları ise 9 birimden sonra hata yapmaya başlarlar.  Bazıları da bu iki rakam arasında bir yerde kapasitelerine erişirler. Kendiniz yada bir arkadaşınız üzerinde bu deneyi yaptığınızda; mutlaka 5 ile 9 birim arasında bir yerde, yer aldığınızı görürsünüz. Bazı psikologlar ise unutmayı, renkli bir resmin gittikçe rengini kaybetmesi gibi  sinirsel izin zamanla zayıflayıp, kaybolması şeklinde açıklamışlardır. Tekrarlar, kaybolmaya yüz tutmuş sinirsel izin yeniden güçlenmesini sağladığından; hatırlamaya yardımcı olur.“D. Cüceloğlu-1992”     

         Ayrıca   her gün  duyu organlarının  sürekli ve sayısız uyaranın bombardımanına uğraması gerçekliğinden yola çıkacak olursak.  Çağımızda teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği ve buna bağlı olarak kitle iletişim araçlarında ki  hızlı gelişmeler ve insanların bunlardan yararlanmaları yada bir şekilde  bunlarla muhatap olmaları;  ayrıca kalabalık şehir  ortamlarından kaynaklanan bireysel, sosyal ve çevresel çok sayıda  uyaranlar ile muhatap olunmaktadır. Daha öncede belirttim, adeta  “Uyaran Bombardımanı” na uğrayan bireyin, bu kadar uyarana muhatap olması ; strese neden olacağı gibi  “ Stres,  Stresi Tanımak, Yaşamımızı Uzatmak İçin Stresle Mücadele Yolları  -Psikolog Halil Türkmen”  Bu  çok sayıda uyaran arasından sadece dikkatini çekenlere ”Seçici Bellek” yoğunlaşmasının ne kadar güç  olacağını; değerli okuyucularımın değerlendirmelerine bırakıyorum. Seçici dikkat sonucu, yalnız ilgi ve ihtiyaçlarımıza uygun olan uyaranlar seçilip, dikkat edileceğinden; bunların dışında kalan uyaranlar,  bireyin ilgisini ve dikkatini çekmez.  “Bu nedenle, bazı öğrencilerin yaptıkları belirgin hatalara dikkat çekmek isterim. Müzik dinleyerek, ders çalışıyorum.  Kalabalık ve gürültülü bir mekanda, caffe,  park vb.  yerlerde ders çalışıyorum ve başarılı oluyorum.  Görüşünü ileri süren biri; kusura bakmasın kendini aldatıyordur.  Çünkü , bu görüş ve düşünce biçimi dikkat kuramları ile çelişmektedir. Doğru, bu tür ortamlarda da ders çalışılabilir ancak, çevresel ortamların ilgisini ve dikkatini dağıttığı oranda seçici dikkat oluşacağından; zayıf bir öğrenme  gerçekleşecektir. Oysa, öğrencilerin çalışma ortamında “ Çalışma Odası” bile dikkat çekici resim, şekil vb bulunmasını önermiyorum.  Ancak çalıştığı  ders konuları ile ilgili yazı resim, şekil bulunması, bir an için çalıştığı konudan, başını kaldırdığında; gözü ile temas eden, bu materyaller öğrenmeye katkı sağladıkları ve unutmayı önleyici rolleri olduğu için önermekteyim.

    Kodlama dış dünyadaki uyarıcıların, belleğe kaydedilebilecek biçime dönüşmesini sağlar. Ancak bilgilerin, kodlanması ve anımsanması aşamasında; belleğe ulaşan bilgilerin niteliği önem arz etmektedir. Bireylerin sevdiği, hoşlandığı, ilgi  istek ve ihtiyacına uygun olan bilgilerin; diğer değişle bireyin bireysel özelliklerine ve ihtiyaçlarına uygun bilgilerin, bellek tarafından seçilerek, dikkat edilip, yoğunlaşıldığından ; bu tür bilgilerin daha kolay  kodlandığı  ve anımsamayı kolaylaştırdığı bilinen bir gerçekliktir. Aynı şekilde bireylerin, bireysel ayrıcalıklarına uygun olmayan, ilgi  ve ihtiyaçlarını karşılamayan bilgilerin; kodlanması ve anımsanmasında  güçlükler yaşanmaktadır. Basit bir örnek vermek gerekirse, Coğrafya ve Ülkelere ilgisi olan bir birey “Çam” kelimesini, “Şam” olarak  anımsarken; Orman ve ağaçlara karşı ilgi ve merakı olan kişi aynı kelimeyi doğru olarak kodlayıp, daha çabuk anımsayacaktır. Sevdiği bir kişiye ait  yada ihtiyaç duyduğu bir telefon numarasını daha çabuk kodlayıp, anımsamasına karşı, tersi koşullarda  yanlış kodlamakta yada doğru kodlanasına rağmen, anımsamakta  güçlük yaşamakta, bazen de numarayı çevirirken tekrar unutabilmektedir. Sevdiğiniz bir kişinin ismini kolaylıkla kodlayıp, anımsarken; hoşlanmadığınız ve sevmediğiniz bir kişinin ismini anımsamayarak, “Dilimin ucunda” diyebilirsiniz. Depolama, kodlanan bilgilerin bellekte tutulması ve gerektiği zaman arayıp, bulunup, çıkarılması işlevidir.

    Kıssa süreli bellek, resimsel imgede açıklandığı gibi genelde görsel kodu ve belirgin şekilde sessel kodu kullanmaktadır. Kısa süreli bellek biyofizik, uzun süreli bellek biyokimyasal bir süreçtir. Örnek olarak, anılarımızın belleğe işlenmesi, yeniden canlanması ve unutulması olayında; bireyden bireye ve olaydan olaya değişiklikler gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle işitsel nitelikli anıların, bu niteliğin önemsiz olduğu anılardan çabuk unutulduğu görülmüştür. Kısa süreli belleğin bilgileri depolama kapasitesi yukarda açıkladığımız ” 2 ile 7 arasında bir birimdir.  Bu kapasiteye ulaştıktan sonra, kısa süreli belleğe giren her yeni birim; bellekte önceden bulunan diğer birimi dışarı atar ve onun yerini alır. Kısa süreli bellek anlık ve kısa süreli bilgilerden, uzun süreli bellek ise uzun bir süreyi ve geçmişi içeren bilgilerden oluşur. Uzun süreli bellekteki bilgileri kullandığımız oranda, kısa süreli bellekteki bilgiler gruplar halinde toparlanır ve kısa süreli belleğin kapasitesi genişletilir. Uzun süreli bellekte bilgiler, temel anlamlarına göre kodlanırlar. Hatırlanması gereken yeni bilgiler ne kadar anlamlı ise ve birimler arasında ne kadar iyi ilişkiler kurulmuşsa o kadar iyi hatırlanır. Yani işlenecek bilgilerin anlamı ne kadar ayrıntılı işlenirse, birim bellekte o kadar iyi kalır. Tersi durumlarda, belleğe  gelen her yeni bilgi bir öncekinin yerini alarak, unutulur. Bu nedenle unutmaların çoğu ara, bul ve geriye getir ipuçlarının ortadan yok olmasından ileri gelir. Yani o bilgiler bellektedir, ancak o bilgilere ulaşacak ip uçları ortadan kaybolduğu için anımsanmazlar. Diğer değişle bellekteki bilgiler, unutulmadığı halde anımsanmadığı için unutulduğu varsayılır. Burada belleğe gelen bilgilerin öğrenilmesi oranında, bilgiler anımsanır. Daha önceki öğrenilenler ile daha sonra öğrenilenler ne kadar benzerse hatırlanması o kadar kolay olur. Tersi koşullarda  ve diğer öğrenilen bilgilerin bozucu etkileri, üzüntü veren olaylar, heyecan, kaygı, stres vb. durumlar işin içine girdiğinde; ara, bul, getir görevi aksar ve  bilgiler  unutulmaz, ancak anımsanmazlar. Bu nedenle  geçmişte öğrendiğimiz bilgiler, deneyimler, anılar; günlerce yada aylarca kullanılmaz ve belleğimizde yeniden canlandırılmazlarsa; belleğin ara, bul ve getir görevi aksayarak; bu bilgiler ve süreç içinde anımsanmazlar. Diğer değişle, uzun süreli belleği işlenen bilgiler unutulmazlar, bu bilgileri anımsanmadığı için unutuldu varsayılırlar. Beceriler konusunda, bir bilgisayar tamircisi yıllarca, bilgisayar tamiri işini yapmadığı zaman, bu sürenin uzaması ile orantılı tamir yapma işini anımsamaz. Ancak birilerince tamirat sırasında belirli ip ucu verilerek, anımsatıldığında; eski bilgi ve becerilerinin belirli kısmı bellekte  tekrar canlanabilir. Belleğin sinirsel ve nörokimyasal temelleri çözümlendiği durumlarda, belki unutma sorunu da ortadan kalkabilecektir. Psikoloji Biliminde  davranış düzeyinde unutma, ket vurucu “ileri ve geriye ket vurma” yani bozucu etki olayında bunu gözlemlemek olasıdır. Geriye ket vurmada yeni öğrenilen bilgiler, eskiden öğrenilen bilgileri bozar ve unutulmasına sebep olurken; eski anılar, yenilerinin bellekte tutulmasını olumsuz etkiler. Bu durumun, bazı psikopatolojik olaylarda oluşmaması düşündürücüdür. Bu nedenle, ben bu olayı iz bırakma ile ilgisi olduğunu düşünmekteyim. Psikopatolojik olay ve vakalar bireyleri çok şiddetli ve olumsuz etkiledikleri için unutulmamasından yola çıkılarak; bireyleri çok etkileyen olumlu “ Çok Mutlu Oldukları yada Haz Aldıkları  Olay ve Anılar” yada olumsuz olay ve anılar,”  Ani Haber, Şoklar ve Travmalar” özellikle duygusal anılar; bireyi çok etkilediği, bazen de birey üzerinde iz bıraktığı ve onun yaşamında  değişikliklere neden olduğu oranda unutulmazlar. “ Her bireyin yaşamında değişikliğe neden olan anılar, özellikle duygusal yaşantıların etkisi, şiddeti, yeğinliği oranında bireyi etkilemekle kalmaz, birey üzerinde iz bırakır.”  Bu gerçeğe karşın; bazı anılar da ara, bul, getir görevini aksatmakla kalmaz, Psikolojik Savunma Mekanizmaları da devreye girerek, anımsanmazlar. Daha doğrusu, organizmanın korunma sistemlerince anımsanmak istenilmediği için anımsanmazlar ve unutulurlar.

    Bilgi, olay, olgu ve anıların ip uçları canlandırıldığında tekrar anımsama olayı gerçekleşir. Ancak bu konuda kesin bir kanıya varabilmek için daha çok bulguya ihtiyaç bulunduğu gerçeği de asla unutulmamalıdır.  Bilinen ve unutulmaması gereken bir gerçeklik vardır, öğrenme kurumları ile bu ispatlanmıştır.  Öğrenme kuramına göre, belleğimize gelen bilgiler ne kadar ilgi, istek ve ihtiyaçlarımızı karşılıyorlarsa ve ne kadar çok sayıda duyu organına hitap ediyorsa; olaylar ne kadar şiddetli ve yeğin bireyi olumlu yada olumsuz etkiliyorsa; seçici algılama ve kodlama işlevi o oranda gerçekleşecektir. Daha sonra, belleğe kodlanan bu bilgiler ne kadar sıklıkla yinelenir, tekrarlanır, egzersizler yapıldığı ve kullanıldığı oranlarda öğrenilen bilgiler, bellekte kalıcı hale gelerek, saklanırlar. Bazen kendi kendimize bir konuda  defalarca verdiğimiz mesajlar, mesaj yolu ile telkinler, telkin yolu ile bilinci etkileyerek de öğrenilirler. “Belleğimize işlenme işlevi ve buna bağlı olarak öğrenme gerçekleşir.” Öğrenilen, bellekte kalıcı hale gelerek saklanan bu tür bilgilere, ihtiyaç duyulduğunda; geri çağırmamız yani anımsamamız da o kadar kolaylaşır.  İlerde değineceğimiz gibi telkin yolu ile beynimize defalarca mesajlar verip, telkinlerde bulunduğumuzda;  yapmak isteyip de yapamadıklarımızı yada bazı kötü alışkanlıklarımızı ortadan kaldırmak mümkün olmaktadır. Diğer değişle öğrenme kuram ve yöntemlerine uygun öğrenme gerçekleştirildiği oranda; öğrenme düzeyi gelişip, unutma olayı azalmakta ve bilgiler unutulmamaktadır. Ancak bu durum, öğrenme farklılıkları ve yeteneklere göre, bireyden bireye değişiklikler göstermektedir. Bazı bilgiler ise belleğimize, biz farkında olmadan otomatik olarak kaydedilmektedir.” Gizil, Latant Öğrenme: Bazen size bir mahalle semt  yada caddede,  birilerince çiçekçi yada pastane sorulduğunda; o semtteki çiçekçi yada pastaneye hiç gitmediğiniz halde, şuralarda bir yerlerde gözüme çarptığını yada bulunduğunu anımsadığınızı söylersiniz.”

     Bellek süreçleri, öğrenme, hatırlama ve hatırlamanın tersi unutma konusunda yaptığım bu açıklamalarla, unutma ve unutmanın oluşumunu kavradığınızı düşünerek; unutkanlık sorunu,  unutkanlığa yol açan faktörler ve hastalıklar; unutkanlık sorununu ortadan kaldırmak ve unutkanlık sorunundan kurtulmak için  neler yapmalıyız ve nasıl önlemler almalıyız. Bütün bu konularda açıklamalar yapmak istiyorum.

                                                                                                      Halil TÜRKMEN

                                                                                             Psikolog/ Psik.Danışman      

 

 

 

    

Not: Makale Devam Edecek, Lütfen Devamını okuyunuz. Çok önemli...

.                             DİKKAT '.. UYARI! .. DİKKAT! .. UYARI! ..

 
Unutkanlık Ölçeği, Unutkanlık Ölçeğinin Genel Değerlendirmesi,  Unutma ve Unutkanlık, Unutkanlıktan Kurtulmak ve Unutmamak İçin Neler Yapmalıyız Başlıklı Makaleler Psikolog Halil Türkmen-2006 ”  'Psikolojik Destek ve Psikolojik Testler' kitabında yayınlandı. Çalışmalar ve bu çalışmalar  'Kişisel siteler ve Diğer Sitelerden' yazarın izni olmadan kopyalanamaz ve  başka çalışmalarda kullanılamaz.